Uzay Yolculuğunda Hayatta Kalma Rehberi

1069

Bunalımda olmanın en kötü yan etkilerinden birisi; fazla ve gereksiz düşünmek. Geçenlerde sitenin birinde, “kendi imkanlarınla uzaya çıkmanın yasak olup olmadığı” tartışılıyordu. Ben de ota boka kafayı takıp üzülmek yerine, uzaya çıkmak isteyen cin fikirli arkadaşlara onları hayatta tutacak, bilmeleri gereken birkaç tavsiye vereyim dedim. Uzaya çıkarken, bu rehberi gömlek cebinizde bulundurmanızda fayda olduğunu düşünüyorum.

Şimdi beni iyi dinle arkadaşım. “Uzaya çıkmak çok hojdur ama benane” diyip geçme. Hayalinin peşinde koş. Bu hayata bir kere geliyorsun. İhtiyacın olan 1 adet uzay mekiği, kalkış istasyonu, yeterli miktarda yakıt, bir miktar yiyecek-içecek ve “beats by dr. Dre” kulaklık (Yolculuk uzun süreceği için sıkılabilirsin, müzik dinlemek iyi bi fikir gibi geldi bana, ben öyle yapıyorum genelde. Ama çok pahalı diyerek cimrilik yapma, diğerlerini halleden bunu da alır). Mekiğin iç-dış dizaynından ben anlamam, onu bilen birilerine sor. Hatta mühendis ve teknisyen arkadaşlarınla irtibata geç, kendi zevkinize göre birlikte bir mekik ve istasyon inşa edebilirsiniz. Benim anlattıklarım (kabloları düzgün bağladığından eminsen) ölmemeni sağlayacak. Yani büyük ihtimalle…

#1 Nefes almak ve yeterli oksijen üretme

Azizim, dış uzayda atmosfer yok. Evet, zehir gibisin maşallah, uzay aracında atmosfer ve iklim koşullarını yapay olarak sağlaman lazım. En önemli şey; boğulmak istemiyorsan o2 yoğunluğu yeterince yüksek ve co2 yoğunluğu da yeterince düşük olmalı. İçeriyi saf oksijenle doldurmayı akıl ettin demi, düşünebiliyor olman güzel ama herşeye atlamanı önermiyorum. Daha önceden uzay araçlarında saf o2 içeren 260 mmhg basınçta atmosfer kullanılıyordu. Fakat karışımda azot bulunması yangın ve patlama olasılığını azaltıyor. Azot kullandığın takdirde Sigara içebilirsin yani rahat rahat. Aynı zamanda azot, akciğerinde bölgesel atelektazi odaklarının gelişmesini engeller. Eğer saf o2 solursan, oksijenin çabuk absorbe olmasıyla akciğerindeki bronşiyoller salgılarla geçici olarak tıkanır. Bu yüzden günümüzdeki modern mekiklerde, toplam basıncı 760 mmhg olan ve normal havayla benzer şekilde oksijen/azot oranı 1’e 4 olan gaz karışımı kullanılıyor. Sen de bunu kullan.

Yolculuğun uzun sürecekse (2 hafta durup gelmeyeceksen) yeterli oksijen ve karbondioksiti oraya tüple falan götüremezsin, yetmez. Bu yüzden tekrar kullanımı sağlayan teknikler bulmalısın. Oksijen oluşturmak için suyun elektrolizi gibi fiziksel işlemleri kullanabilirsin. Ama bence daha güzeli, yosunları kullanmandır. Hem fotosentez yoluyla sana besin üretir, hem de co2’den oksijen üretir (oksijen demişken, bi oksijenden bir de Kubrick’ten hiçbir tat almadım).

#2 Kalkış, Atmosferden çıkış ve G kuvveti

Mekiği hazırladığını, yiyecek-içecek stoğunu yaptığını, gerekli yasal izinleri, uçuş prosedürlerini hallettiğini varsayarak kalkış kısmında seni bekleyen sorunları ve yapman gerekenleri açıklıyorum. Uzay aracının hız ve yönü ani değişeceği için üzerine kuvvet uygulanacak ve vücudun bundan etkilenecek. Başlangıçta doğrusal hızlanma, bitişte de doğrusal yavaşlama ve dönüşlerde merkezkaç hızlanması görülür.

Merkezkaç hızlanma kuvveti formülü bildiğin gibi f=(mv^2)/r. yani hızın arttıkça kuvvet bunun karesiyle orantılı şekilde artacak. Ayrıca ne kadar keskin dönersen (yarıçap küçüleceği için) sana o kadar çok kuvvet etki edecek. O yüzden virajları yavaş almayı unutma.

Aklında bulundurman gereken bir terim daha var, kısaca “g”. Diyelim ki havada yolculuk yapan birisi var. Bu insan evladı aracın koltuğunda otururken, onu oturduğu yere doğru iten bir kuvvet var. Adına yerçekimi diyoruz ve kişinin ağırlığına eşit. Biz bu şiddete, yerçekimine eşit olduğu için “+1 g” deriz. Uçak havaya çıkarken seni koltuğa iten kuvvet senin ağırlığının 10 katı olursa buna da “+10 g” deriz (adının Bilal olduğunu varsayıyorum, kusuruma bakma). Eğer sen mekikle dışa doğru kavis çizersen, vücuduna “negatif g”  etki eder.(-1 g, -2 g vs.)

Merkezkaç hızlanma kuvvetinin etkisi daha çok dolaşım sistemine sorun olacak, çünkü o kuvvet çok büyük olacağı için kanın yer değiştirebilir. Mesela +5 g kuvvete maruz kaldığında kan vücudunun aşağısına toplanacak ve hidrostatik basınç normalin 5 katına çıkacak (450 mmhg). Oturur pozisyonda bu basınç yaklaşık 300 mmhg falan. Altta basınç artınca oradaki damarlar genişleyecek ve yukardaki kan oraya toplanacak, bundan dolayı kalbe dönen kan da azalacak ve kalp pompa görevini yerine getirirken zorlanacak, debisi düşecek. Hızlanma 6 g’den büyük olursa birkaç saniyede göz kararması, sonra da bilinç kaybı olur. Daha da hızlanmaya devam edersen ölürsün (sen hızlanırsan herkes değil, sadece sen ölürsün, filmlerin bilinçaltımdaki yansımaları pek iç açıcı değil, evet biliyorum). Hızlanmanın diğer etkisi vertebralarında kırık oluşma ihtimali. Orta cüsseli bi insan oturur durumdayken vertebra kırığı olmadan maksimum +20 g’ye dayanabilir.

Negatif g’nin vücuda etkisi daha az gibi görünür ama sürekli uygulanırsa pozitifden daha zararlı olur dostum. Çünkü bu sefer kan beyninde toplanmaya başlıyor. -5 g’lik kuvvet en fazla yarım saat süren psişik bozukluğa sebep olur. Ama -20 g falan olursa hapı yuttun. İnşallah olmaz da, eğer olursa öyle kötü bir durum, beyin kan basıncı 300-400 mmhg civarına yükselir, beyindeki küçük damarlar yırtılabilir. Gözler kafatasının dışında korunmasız olduğu için geçici körlük yaşama ihtimalin de var.

Yeter lan, hevesimi kursağımda bıraktın diyorsan ayıp ediyorsun, ben bunları neyle karşılaşacağını bil diye anlatıyorum. Yoksa çözümü var, gel otur anlatacam. Kanka, bu basınçlardan korunmak için birkaç yöntem ve cihaz var. İlk olarak, karın kaslarını sıkarak ve öne eğilip karnına baskı yaparsan, kanın karın bölgesinde bulunan geniş damarlarda toplanmasını engelleyebilirsin. Böylece göz kararman gecikir, kendinden geçmezsin. Daha kolayı ise, “anti-g” kıyafetler. Bundan al mutlaka, orada rezil olma. Bir diğer yöntem de su dolu tank ya da elbise içinde bulunursan bu basınçların etkisi azalır. Çünkü suda oluşan basınç vücuduna bastırır ve kuvvetleri dengeler. Yine de su içinde olsan bile, akciğerinde bulunan hava, kalp, akciğer dokuları ve diyaframın yer değiştirmesine neden olabilir. Güvenlik sınırı 10 g kanka, unutma.

Uzay aracı fırlatılırken ilk ateşleme 9 g, ikincisi 8 g hızlanma yaratır yaklaşık olarak. Ayakta buna dayanamazsın, o yüzden yatay pozisyonda bulunmalısın, yatar koltuk almayı unutma.

#3 Uzay boşluğunda yapılacaklar

Sen güçlü adamsın, ne acılara dayandın, üç beş “g” seni yıldıramadı ve uzaya vardın. uzayda “mikroyerçekimi” denen bir kavram var. Kısaca g kuvvetinin 0’a yakın olması diyebiliriz. Boşlukta yüzüyorsun ya o işte. Çoğu kişi bunun yerçekimi olmamasından kaynaklandığını zanneder, oysa yerçekimi var hacı. Gezegenin yörüngesindeyken merkezkaç kuvveti yerçekimini dengeler, olay bundan ibaret. Bu yüzden gideceğin yeri, yörüngeyi falan iyi hesapla, uzayın bilinmeyen yerlerinde kaybolma. Bu mikroyerçekiminden dolayı; yolculuğun ilk günlerinde hareket hastalığı, hidrostatik basınç yaratan yerçekiminin dengelenmesinden kaynaklı sıvıların yer değiştirmesi problemi, yerçekimine karşı koyan kasların kasılmasına gerek olmadığı için fiziksel aktivitenin azalması gibi sorunlar ortaya çıkacak. İlk bir hafta astronotların yüzde 50’sinde bulantı ve kusma olur. Bunun sebebi muhtemelen, alışılmadık hareketlerinin beynin denge bölümlerine iletilmesi ve yerçekimi ile ilgili sinyallerin olmaması. Uzun süre uzayda kaldığın takdirde; kan hacmin, eritrosit hücrelerin, kas gücün, maksimum kalp debin, kemik kütlen ve kemiklerindeki mineral miktarı azalacak. Bunlar uzun süre yatakta kalan hastalarda da görülen şeyler. O yüzden uzayda uzun kalacaksan, orada egzersiz yapmalısın (sixpacklerin çıkmasını da bekleme gözünü seveyim). Egzersiz yapmazsan geri dönüşte birkaç gün bayılma sorunları olabilir. Kaldı ki, egzersiz yapsan bile uzayda kaldığın her ay kemik ağırlığının yüzde 1’inden fazlasını kaybedeceksin. Kaslarında da atrofi meydana gelecek. Diğer etkiler; düşük iş kapasitesi, baroreseptör (basınçla alakalı reseptör) reflekslerde zayıflama, kemik kırılmalarına karşı hassaslık falan filan işte. Dikkat et yani orda kendine.

#4 Dünya’ya dönüş

Hacı dur, geri dönme işini konuşmadık. Oraya gittikten sonra dünyaya, özellikle de Türkiye’ye geri dönen adamın aklından şüpheliyim de neyse. Ola ki geri dönesin geldi. Uzay aracıyla atmosfere girdiğinde de sorun çıkacak. Eğer dönüşte 1 Mach (ses hızı veya supersonic uçakların hızı diyebiliriz) hızla yol alıyorsan 300 metre gibi bir mesafede güvenle yavaşlama sağlayabilirsin. 100 mach (bi gezegenden diğerine anca bu hızla gidersin) hızda ise güvenli yavaşlayabilmen için 16.000 kilometre mesafe lazım. 100 mach hızı da geçme zaten, n’olur n’olmaz. Güvenle atmosfere girdin ve sıra paraşütle atlamaya geldi. Mekikten atladın ve düşüş hızın başlangıçta 0 m/sn. Birinci saniyede teorik olarak hızın 9.6 m/sn, ikincide 19.2 m/sn olacak, fizik biliyorsundur az buçuk. Hava yoğunluğunun maksimum olduğu yerde yaklaşık 200 km/sn son hızla düşüyor olacaksın. Paraşütü son hıza ulaştıktan sonra açarsan, “açılma şoku yükü” denen ve 600 kg’lık bir kuvvet paraşüte etki edecek. Normal bir paraşüt senin hızını onda bir değerine düşürecek böylece. Yani yere yaklaşık 6 m/sn hızla ineceksin. 2 metreden yere düşmüş gibi olacaksın. Bu bile yeterince hasara yol açabilir, inerken dizlerini bükmeyi unutma ve kaslarını kasılı tut.

#5 Son temenni

Evet arkadaşım, benden bu kadar. Seninle gelmek isterdim ama yazılacak çok şiir, ödenecek bir sürü fatura, içilecek paket paket sigara var daha. Bensiz git bu sefer. Varınca mesaj atarsan haberimiz olur, aklımız arkada kalmaz. Yolun açık olsun. Kötü espriler için de kusura bakma, onlar da depresyonun yan etkisi sanırım. 🙂

2 YORUMLAR

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?