Üçüncü Nesil Kahve Akımı Hakkında Bilmeniz Gerekenler

6733

Son zamanlarda bir “Third Wave Coffee”; yani “Üçüncü Nesil Kahve” akımı aldı başını gidiyor. Gün geçtikçe bu akımın peşine takılmış mekanların sayısı artıyor, bu akımla ilgili sohbetler dört bir yanı sarmaya başlıyor. Henüz tam olarak yaygınlaşmamış olsa da “Third Wave Coffee”’nin yakın bir zamanda her yerde duymaya başlayacağınız bir terim olduğunu söylemek gerek.

Peki nedir bu kavram? Üçüncü nesil bu ise, önceki iki nesil ne idi? Hangi zaman aralıklarını kapsıyorlar ve merkezlerindeki düşünceler neler? Siz hangi nesle aitsiniz? Bu tip soruların cevaplarını bu yazıda bulabileceksiniz. Hemen kahvenizi hazırlayın ve okumaya başlayın.

Söze üçüncü kuşak ile başlayalım: Bu kuşağın temelinde yatan düşünce tıpkı şarap veya bira gibi kahvenin işleniş yöntemleriyle yakından ilgilenmek ve her türlü kahve çekirdeğinden kaliteli şekilde faydalanmak. Hatta sadece bununla da sınırlı değil, kahve nasıl daha kaliteli hale getirilir, en kusursuz kahve çekirdekleri nasıl elde edilir, kahvenin dünya üzerindeki etkileri nelerdir ve kahve tarihi boyunca ne tür işlemlerden geçirilmiştir gibi kahve ile ilgili aklınıza gelebilecek her türlü sorunun yakından incelendiğini söyleyebiliriz. Yani en temel şekilde söylemek gerekirse kahveyi adeta bir yaşam biçimi olarak görmek anlamına gelmekte bu üçüncü kuşak kahve akımı. Nasıl ki şaraba gönül vermiş insanlar bulunmaktaysa -en kaliteli şekilde nasıl üretilebileceğinden tutun tarihine ve tarihsel etkilerine kadar ezberleyen insanlar-, kahvenin de bu tarz sevdalıları var. Bu yeni akım da tam olarak bu insanlara hitap etmekte.

Bu akımın ismi Trish Rothgeb adlı biri tarafından The Flamekeepers dergisinin 2002 Kasım sayısında yazılan bir makaleden geliyor. Son zamanlarda büyük medya kuruluşlarının da dilinden düşürmediği bu akımın diğer iki akımdan en büyük farkı kahvenin giderek özelleşmesi. Bundan kastımı da ilk iki akımla ilgili de bilgileri araya sıkıştırarak açıklayayım:

İlk akımda hemen her evde büyük şirketler tarafından üretilen tek tip kahveler bulunuyordu ve kahveyi içmek dışında kimse nasıl üretildiğiyle veya başka bir şeyiyle ilgilenmiyordu. İkinci akım kahve zincirleri tarafından başlatıldı ve daha çok çeşit kahveye yönelindi, daha önemlisiyse insanlar artık kahveyi sadece içmekle kalmıyor; kahve çeşitleri arasındaki farkları öğreniyor ve kahve çekirdeklerini yüzeysel olarak araştırmaya başlıyordu. İkinci akımın şüphesiz en büyük temsilcisi ise hepimizin bildiği Starbucks.

Bu son akıma gelecek olursak, her kahve çekirdeğinin yetiştiği bölgeden tutun da binbir çeşit özelliğine göre sınıflandırılıp hepsinin birbirinden küçük de olsa farklı aromalara sahip olduğunun bilincinde olarak kahve kültürüne hakim olmak ve çeşitli işleyiş yöntemleriyle olsun, farklı tür kahve çekirdekleriyle olsun diğer kahvelerden farklı ve kendine has lezzeti olan kahveler üretmek asıl amaç. Kahve çekirdekleri bile özel olarak satın alınıyor, her bölgeden gelen çekirdekler ayrı tutuluyor, aynı ülkeden olsalar bile. Kahvelerin aromaları da artık daha sert ve saf.

Tarihsel olarak olaya yaklaşmak gerekirse aslında bu üçüncü kuşağın temelleri 1900’lerin ikinci yarısının başlarına kadar dayanıyor. Ancak o zamanlar ikinci kuşak kahve akımı yükselişte olduğu için patlaması 2000’lere kadar gerçekleşmiyor, zaten sadece tek tük yerde gözlemleniyor. 2000’lerin başlarından itibaren sessiz şekilde yükselişe geçen bu akım günümüzde artık patlama noktasına gelmiş durumda. İlk kuşak 1800’lerin başlarına kadar dayanıyor, ikinci kuşak ise 1950’lerden itibaren popülerleşmeye başlayıp Starbucks ile zirvesine ulaşıyor. Hatta Starbucks ilk başlangıç zamanlarında üçüncü kuşağa daha yakınken zamanla ikinci kuşak akımına dönmeye başlıyor ve asıl kazancını da bu noktada elde etmeye başlıyor.

Durum özetle böyle. Daha kısa anlatmak gerekirse:

1. Kuşak: Kahve kullanımı tüm dünyada hızla artıyor ancak kimse içmek dışında kahveyle özel olarak ilgilenmiyor, kahve çeşitleri çok sınırlı.

2. Kuşak: Kahve çeşitleri hızla artıyor, insanlar farklı kahve türleriyle ilgili bilgi sahibi olmaya başlıyor ve kahve bir içecekten ziyade bir zevke dönüşmeye başlıyor.

3. Kuşak: İnsanlar kahvelerini kahve çekirdeklerinin hangi ülkeden veya bölgeden elde edildiğine göre ya da hangi tür yöntemlerle işlendiğine göre satın alıyor, kahve kültürü denen kavram oldukça detaylı bir şekilde gelişmeye başlıyor.

“Ben acaba hangi kuşağa yakınım?” diye soruyorsanız cevabını bulmak pek bir basit. Eğer kahveyi sadece ara sıra içip “Kahve işte neyini kurcalıyorsunuz?” diyor ve farklı kahve çeşitlerine pek ilgi duymayarak “Hepsi kahve işte” diyorsanız ilk; “Starbucks olsun, Caribou olsun sürekli uğrarım; en kötü iki günde bir kahvemi içerim. Kahvenin farklı türlerine de ilgim vardır, buldukça denerim” diyorsanız ikinci kuşak; “Ben kahveye aşığım. Ama benim aşkım Latte aşkı değil, daha büyük bir aşk. Kahveyle ilgili her şey benden sorulur. Öyle her kahveyi de içmem, her şeyine dikkat ederim. Kahvem asla sıradan olmamalı.” diyorsanız kesinlikle üçüncü kuşağa aitsiniz.

Ülkemizde bu üçüncü kuşak akımının tüm dünyada olduğu gibi son zamanlarda patladığını belirteyim, bir çok yeni mekan açılıyor ve pek de kaliteliler. Ancak bu mekanlara bu yazıda yer vermeyeceğim, bir başka yazıda aralarından en iyilerini derleyerek sizin de üçüncü kuşak kahve akımı deneyimini en iyi nerelerde yaşayabileceğinizi söyleyeceğim. O zamana kadar bol kahveli günler!

CEVAP VER