Türk Sinemasının İlk Auteur Yönetmeni Metin Erksan

951

Türk sinemasına tutkuyu getiren, görüntü dili kendine özgü olan, sinemada kendi dilini kurabilen bir yönetmen, sinemacı: Metin Erksan. Türk sinemasının en özgün yönetmenlerinden biri olan Metin Erksan üniversitede sanat tarihi bölümünden mezun olmuştur. Daha öğrencilik yıllarında sinema eleştirileri yayınlamıştır. Belki buradan da anlayabileceğimiz gibi sinemaya da bilinçli girmiş hatta bu yüzden sanat tarihi bölümünü okumuştur.

Erksan, Sinemaya Toplumsal Gerçekçilikle ve Dolayısıyla Sansürle Başlar.

İlk sinemasal faaliyeti olarak 1950 yılında, Atlas Film adına Yusuf Ziya Ortaç’ın Binnaz adlı yapıtını senaryolaştırmıştır. 1952 yılında da Âşık Veysel’in Hayatı filmini çekmiştir. Erksan, bu filme toplumsal gerçekçi bir yerden yaklaşmış olsa da takıldığı sansürle film derin yaralar almıştır. Hatta filmin ismi bile Karanlık Dünya olacakken sansüre takılıp Âşık Veysel’in Hayatı adını almıştır. İlk film olmasından mütevellit belli acemilikleri içinde barındırsa da o güne kadar Türk sinemasının köye yaklaşımından çok daha farklı ve gerçekçi biçimde yaklaşması bakımından önemlidir. Bu filmden sonra Cingöz Recai(Beyaz Cehennem), Yol Palas Cinayeti, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi gibi ticari filmler çekmiş, sonrasında da askere gitmiştir. Askerde de Dünya Havacıları Türkiye’de adlı bir belgesel gerçekleştirmiştir.

Asker Dönüşü Erksan, Sanatını Gerçek Anlamda Sergilemeye Başlar.

Askerden dönüşünde Dokuz Dağın Efesi (1958) adlı filmi çeker. Bu film, Erksan’ın gerçek sanatını sergileyebildiği ilk filmi olması bakımından çok önemlidir. Ve sansürden yana başı belki de hep belada olacak olan Erksan, bu filminde de sansüre uğramıştır. Yine de sinemasal dil bakımından oldukça özgün ve başarılı bir yapıttır. Sonrasında Hicran Yarası (1958) adlı bir melodram çeker. 1959’da ise hem yapımcılar hem de izleyiciler tarafından çok tutulan Şoför Nebahat aldı filmi çeker. Öyle ki başka yönetmenler de çeşitli Şoför Nebahat filmleri çekerler çok tutulduğu için. Erksan’ın 1960’ta çektiği Gecelerin Ötesi filmi hem kendi filmografisinde hem de Türk sinemasında önemli bir yer tutar zira bu filmde Erksan yakın geçmişin yönetim ideolojisini eleştirmiştir. Filmle ilgili Metin Erksan kendi kitabında şöyle demiştir:

“O sıralar, politik yetkenin ağzına bir laf takılmıştı. ‘Her mahallede bir milyoner yetiştireceğiz.’ Kendi kendime dedim ki, evet, böyle bir düşünce olabilir, ama her mahallede bir milyoner yetiştirilirken, aynı mahallede başka şeyler de yetişir. Bir grup çocuğu aldım ve filmi çektim. O zamana kadar böyle bir film yoktu. Bu filme çok dikkatli bakmak lazım, o zaman sezdiğim ve düşündüğüm mesele, 1970’lere doğru anarşiyle gündeme gelmeye başladı. O çocuklar yetişmeye başladı. O gün atılan tohumları, ben o filmde gördüm.”[1]

Erksan, Gecelerin Ötesi’nden sonra 1961’de yine bir çetenin serüvenlerini anlatan Mahalle Arkadaşları’nı çekmiştir. Bu filmde sevimli mutlu serserileri, avare yaşamın rahatlığını, sorumsuz olmanın tatlılığını, zengin kız-fakir delikanlı aşkını, geleneklere bağlı gülünç babayı ele almıştır. Aynı yıl Oy Farfara Farfara adlı sıradan bir film çektikten sonra 1962’te Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü romanının başarılı bir uyarlamasını gerçekleştirmiştir. O yıllarda kitabı ve tiyatro oyunu üzerinde dönen büyük tartışmalar varken filmini çekmek büyük cesaret istemektedir. Zaten film de sansüre uğramış, Cemal Gürsel’in özel izniyle gösterilebilmiştir. Köyü ve köydeki mülkiyet sorununu ele alan Yılanların Öcü, görüntülerin güzelliği ve ele alınan kişiliklerin başarılı çizilişiyle etkili bir köy filmidir. Bu filmden sonra Erksan Sahte Nikâh ve Çifte Kumrular adında iki önemsiz film çeker.

1963’te filmografisinde önemli yer tutacak iki film çeker: Acı Hayat ve Susuz Yaz

Bunlar Acı Hayat ve –daha da önemli olan- Susuz Yaz filmleridir. Acı Hayat’ın asıl konusu aşktır ama fonda da toplumsal sorunlar ve toplumdaki eşitsizlikler yer alır. İkinci ve daha önemli olan Susuz Yaz ise Necati Cumalı’nın aynı adlı romanından uyarlanmıştır. Bu filmle Erksan 1964 Berlin Film Festivali Altın Ayı ödülünü kazanmıştır. Susuz Yaz’la ilgili Giovanni Scognamillo’nun açıklamasını okumak bizim için yeterince açıklayıcı olacaktır:

“Erksan’ın bundan önceki çalışmalarının bir evrimi gibi sayılması gereken Susuz Yaz’da yönetmen, kırsal alan insanlarının adeta doğal çaresizliğine nesnel bir açıdan yaklaşmaktadır. Gerek içgüdüsel tepkilerinin dürtüsü ile öz malı saydığı suyu kesen, komşu tarlaları kurutan Hasan, gerekse Hasan’ın davranışı karşısında ilkin adalete başvuran, sorunu yasaların tanıdığı haklara dayanarak, halletmeye çalışan, sonradan, yasalar Hasan’dan yana çıkınca, şiddete, düzensiz bir direnişe girişen, bundan da herhangi bir sonuç elde edemeyince suyu para ile satın almaya kalkışan köylüler, kolektif bir ruhtan yoksun bir topluluğun temsilcileri oluyorlar. Erksan, böylece programsız dayanışmanın boş bir çaba olduğunu, bu tür bir çabanın, bu tür bir eylem anlayışının kendisine güvenen, yalnızlığından güç kazanan bireye karşı yürütüldüğü sürece olumlu ve verimli olamayacağını açıklamaktadır.”[2]

Tutkunun Yönetmeninden: Sevmek Zamanı

Erksan, 1964’te Suçlular Aramızda ve yine 1964’te İstanbul Kaldırımları filmlerini çekmiştir. Ve 1966’da yine önemli bir filme geliyoruz: Sevmek Zamanı. Bu film de Metin Erksan’ın diğer filmleri gibi karasevda, yalnız insan gibi konuları işlemekle beraber, kullandığı çekim metotları, Fransız şairane gerçekçiliğinden etkilenip çekilen güzel, etkileyici görüntüler bu filmi başka kılan özelliklerdendir. Her sahnesi ayrı güzellikte akılda kalır. Bu filmi bir başka karasevda öyküsü Ölmeyen Aşk izler.

Daha sonra 1968’de ise Kuyu adlı yine çok önemli filmlerinden birini çeker Erksan:

“Film, bir kız kaçırma olayının dramatik yapısı içinde Anadolu kadınının yüzyıllar boyu süren kurallara boyun eğme zorunluluğunu ele almak ister, gerçek bir olaydan yola çıkıp Nisa Suresi’nin 19. Ayetini temel olarak kullanır, fakat kadını unutup bir kez daha bir ‘erkek’ tutkusunu anlatır. Kuyu, gerek biçimi, gerek zaman zaman perdeden taşan hudutsuz tutku potansiyeli ile yönetmenin taklit edilmezlik damgasını taşımaktadır.”[3]

Film ayrıca görüntülerin güzelliğiyle de üst düzey bir yapıttır.

Bu filmden sonra Erksan’ın TRT Kurumu için çektiği birkaç filmi görüyoruz. Son filmi ise Hülya Koçyiğit ve Cemal Gencer’in oynadıkları, Kıbrıs’ta çekilen Sensiz Yaşayamam filmidir (1977). Bundan sonra artık bu sinema piyasasının istediği filmleri kendi çekmek istediği filmlere uymayacağı düşüncesiyle sinemayı bırakmıştır. Metin Erksan için sinema, daha doğrusu sanat insan içindir. Ne toplum ne sanat için… Ve sinemaya daima tutkuyla yaklaşmış, bu yaklaşımın da Türk sinemasında yayılmasını sağlamıştır. Bu tutku hem filmleri çekerken hem filmlerin içindeki tutku olarak yerini bulur.

 

[1] Erksan, Metin, “Türkiye’de Entelijansiya Yok” , s.25 -26, Ve Sinema, Kitap 1, Hil Yayınları, İstanbul, 1985

[2] Scognamillo, Giovanni, Türk Sinema Tarihi (1960-1986), 2. Cilt, s.69, Metis Yayınları, İstanbul, 1988

[3] Scognamillo, Giovanni, Türk Sinema Tarihi (1960-1986), 2. Cilt, s.74, Metis Yayınları, İstanbul, 1988

CEVAP VER