Gelmiş geçmiş en iyi 10 Türk romanı

829

Kitap okumayı sevenlerin, evinde kitap için baş tacı bir köşesi olanların, bütçelerinden kitap için ödenek ayıranların ‘tık’ diye yazıyı açtıklarını farz edip, kitap okumanın yararlarına hiç değinmeden direkt konuya girelim. Bizim gibi birçok uygarlık çıkarmış bir coğrafyadan ve rengarenk ırklara memleket olmuş bu topraklardan bu kadar iyi yazarlar çıkmış ve böylesi iyi Türk romanları yazılmış desek az bile… O kadar çok anlatılmamış hikayemiz var ki, keşke daha fazlası çıksaymış, keşke daha fazla Türk romanına Nobel’ler yağaymış ama olanın, okunanın kıymetine değinelim şimdilik sadece…

Bildiğimiz sade Türkçeyle yazılmış ve yanına da köpüklü kahve iyi giden Türk romanlarından bir buket yapıp, ‘aaa ben okumuştum’ ya da ‘o kadar niyetlendim okuyamadım bir türlü’ diyenlere takdim edelim. Okumaktan anlayan kitapseverlerin gözünde kült olmuş Türk romanlarının bu vesileyle sayfalarını çınlatalım.

Tutunamayanlar (Oğuz Atay)

Tutunamayanlar, Türk Romanı

” Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım.”

1970’lerde yazılan Tutunamayanlar’ı okurken mutlaka zorlananlar olmuştur ya da zorlanacağınız yerler olacaktır diyelim. Farklı bir büyüsü olan bu Türk romanını bitirdiğinizde ise hayatı sorgulama tekniğinizin değişeceğini de ekleyelim. Peki nedir Tutunamayanlar romanını kült kılan;

Ruhsal çözülmeler, depresif bir tutum, çağrışımlar, taşlamalar… Türk Edebiyatında bir devrim olarak kabul edilen bu roman, Selim ışık karakterinin intiharından yola çıkıyor. Pek ilgilenemediği, ihmal edilmiş arkadaşın intiharıyla her şeyi sorgulamaya başlıyor Turgut Özben. Selim Işık’ın hayatına girmiş ya da değmiş insanların da romana katılmasıyla sürükleniyorsunuz. Romanın adının ‘Tutunamayanlar’ olmasına sebep intiharı seçen Selim Işık’ın ‘düşünen, irdeleyen insan’ olarak hayatta var olamaması.

Göze çarpan en ilginç detay ise şu olmuştu romanı okurken; Turgut Özben mukadderatı hakkında fikir yürütüp bir tümörle öleceğini söylüyor romanın bir yerinde ve yazar Oğuz Atay bir tümörden ölüyor günün birinde..

Okuyun, belki bitirdiğinizde bir hafta kadar farklılaşacaksınız ama ‘iyi ki okudum’ deyip hiçbir zaman unutmayacaksınız.

Kürk Mantolu Madonna (Sabahattin Ali)

Kürk Mantolu Madonna, Türk Romanı

“İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense,; körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.”

1943’lere uzandık ve öylece kaldık. Kürk Mantolu Madonna‘da anlatılan öyle muhteşem bir hikaye ve yaşanan öyle muhteşem bir aşktı ki son yaprağı ağlatarak kapattık. Raif Efendi ve Maria Puder’in aşkı filmi yapılsa yakalarlar mı bu duyguyu bilinmez ama öyle pek de kalın görünmeyen minyon bu Türk romanı unutamadığınız bir destan olacak. İnsan ilişkilerine dair betimlemeler de can evinizden vuracak, söylemedi demeyin…

Bir Düğün Gecesi (Adalet Ağaoğlu)

Bir Düğün Gecesi, Türk Romanı

Birini seven biri var mı acaba bu kentte?

1970’ler, 12 Mart dönemi ve bir düğün! Düğünde siyasi görüşleri ve sosyal sınıfları farklı insanlar toplanırlar. Bu düğünde yaşananlar, sevgisizlikler, kuşkular ve hesaplı ilişkiler, aradan yıllar geçse bile değişmeyen şeylerin olduğunu hatırlatıp dürter biraz. İç konuşmalarla karakterlerin öykülerini anlatır, kendini sevmeyen insanların arasına sokar. Bir Düğün Gecesi Adalet Ağaoğlu’nun Dar Zamanlar üçlemesinin 2. Kitabı olarak yayınlanmış bir Türk romanı ve gerçeklikleriyle günümüzde de güncelliğini koruyor.

Okursanız, ‘o zaman da böyleymiş, tarih tekerrür’ diyecek ve seveceksiniz.

 

Puslu Kıtalar Atlası (İhsan Oktay Anar)

Puslu Kıtalar Atlası, Türk Romanı

” Gördüğün her şey benim düşüncemden ibaret bunu sakın unutma!. Zihnimle bütün olaylara yön verebilirim. Eğer ister ve düşünürsem, şu gemiyi içindekilerle birlikte yok edebilirim.”

Puslu Kıtalar Atlası yazarın ilk kitabı olarak 1995’de basılmış. Uzun İhsan Efendi’den oğluna yazılmış bu kitap felsefi bir serüven olup keşfe sürüklüyor. Osmanlı döneminde İstanbul tasvirleriyle, bir de düşünmek istemediğini yok eden karakterlerin hayal gücüyle bir defa değil, çok defa okunası bir Türk romanı. Varın mihenk taşı deyin, hak eder, alkışlanır.

 

İnce Memed (Yaşar Kemal)

İnce Memed, Türk Romanı

Dünya parayla alınır. Yürek alınmaz.

Yıl 1955’ler… Çukurova o zamanlar daha mı güzel ne? Ama insan yine aynı, maya yine bu topraklardan. Torosların panoramasını, köy hayatını, insanlarını yiğitliğini ve cahilliğini alıp önünüze koyuyor İnce Memed. 4 kitaptan oluşuyor ve seri Türk romanları için en iyi örneği teşkil ediyor. Yaşar Kemal gibi gelmiş geçmiş bir efsanenin, efsane kitabı diyelim ve okurken ‘iyi seyirler’ dileyelim.

 

Saatleri Ayarlama Enstitüsü (Ahmet Hamdi Tanpınar)

Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Türk Romanı

“Saatin kendisi mekan , yürüyüşü zaman , ayarı insandır.”

Kitap 1961 yılında basılmış. İnsanımızın doğu ve batı arasında bocalayan oturmamış hallerini biraz alaya alan ama müthiş bir kurgusu olan Türk romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Radyo tiyatrolarından dinlemiş olanlara kitabı sindirerek okumalarını öneririz. Baş karakterlerden Hayri İrdal’la tanışın, sanki gerçekten varmış gibi hissedeceksiniz. Sosyal konulardaki uzman anlatım dili ‘yazarı niye keşfetmemişim ki ben bunca zaman’ dedirtebilir. Saatinizi okumaya kurun, bittiğinde saat kurduğunuzu da unutacaksınız.

 

Kara Kitap (Orhan Pamuk)

Kara Kitap, Türk Romanı

Hiçbir zaman inandıramadım seni, sıradan bir hayata razı olman gerektiğine. Hiçbir zaman inandıramadım seni o sıradan hayatta benim de bir yerim olması gerektiğine.

1990’da dünyada da büyük bir sükse yaparak yayınlanmış Kara Kitap, birçok konuda eleştirilse de iyi yazıldığı gerçeğini değiştirmiyor. Ama yine de kitabı en çok Fransızların sevdiğini söylemeden geçmeyelim. Kitap Şeyh Galip’in Hüsn-ü Aşk’ının bugüne yansımasıdır. Kitabın konusu Mevlevilik olarak kurulmuş ve kimlik arayışına çare olarak önerilmiş. Galip, Celal ve Rüya arasında dönen kurguya kayıtsız kalmayın. Orhan Pamuk okumadıysanız, okuyup da bu romana henüz dokunmadıysanız başlayın bir an önce. Dilindeki farkı göreceksiniz.

Çalıkuşu (Reşat Nuri Güntekin)

Çalıkuşu, Türk Romanı

“O vakit, sadece gözlerim ağlamıştı. Bu gece gönlüm ağlıyor.

1922’de basılan hem naif bir aşk hikayesini hem de Osmanlı’nın son dönemlerini dolu dolu anlatan ve Türk okuyucusunu ergenlikte yakalayan bir roman Çalıkuşu. O zamanların genç kızları için ‘cık cık’ dedirten güzel bir mürebbiyenin ağaca tırmanan deli dolu halleriyle aldığı lakap kitabın adı olmuş. Asıl adı Feride ve aslında gerçek bir hikaye. Bir kadının iç dünyasını bu kadar güzel anlatan bir kitabı es geçmeyin. Belki filmini görmüş, dizisini izlemişsinizdir. Ama söz uçar yazı kalır diyelim ve şiddetle önerelim.

 

Aylak Adam (Yusuf Atılgan)

Aylak Adam, Türk Romanı

Böyle içten yalnız çocuklar gülebilir. Bir de deliler…

 1959 doğumlu Aylak Adam adı bile olmayan ‘C’ye aylaklığı yakıştırırken aslında dünyanın en meşgul adamını anlatıyor. Öyle herkes gibi olmayan, işi gücü düşünmekten ibaret bu adam belki okuduysanız ‘Oblomov’ u çağrıştırır. Babasından kalan emlakların kirasıyla geçinen ve para kazanmak için vermediği emeği hayallerine veren bu adamın hikayesini okuyup bırakmayacaksınız. Belki başucu kitabınız, belki de başvuru kaynağınız olacak kim bilir?

Yaban (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)

Yaban, Türk Romanı

“Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; aydınlatamadın. Bir vücudu vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin. “

Bu Türk Romanı çok eskilerde 1932’lerde yazılmış olsa da, günümüze baktığınızda ucundan kıyısından ‘aynılığın’ tıpkısını yazdığını göreceksiniz. Anadolu’da bir köyde geçen hikayede köylülerin yaşamını ve köylüleri anlatırken, onların bu haline hiç el uzatmayan aydınlara verip veriştirir Yaban. Aradan geçen onca yıl bu hikayenin mayasını değiştirmemiştir, olan yine vardır, olacaktır. Dünya klasiklerinden biridir, okunası, sevilesidir.

 

 

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?