“Sisifos Söyleni” ve Ahlaksal Boyutu

1222

Sisifos Söyleni olarak bilinen ünlü hikaye, Homeros’a göre, insanların en bilgesi ve uyanığı olan, öte yandan bilgeliği haydutluğuna engel olamayan ve bu yüzden konuklarını öldüren bir krala dairdir. Dahası Sisifos, kardeşinin tahtını ele geçirmiş ve öz kuzenini baştan çıkarmıştır. Tanrıları asıl kızdıran suçu ise, Tanrı Irmak Asopos’un kızı Aigina’yı kaçıranın Zeus olduğunu Asopos’a kalesinin içinde bir pınar akıtması karşılığı söylemesidir. Bu ihanet elbette ki cezasız kalmayacaktır. Göklerin Tanrısı Zeus, ona ölümü, Thanatos’u, gönderir. Tanrıların gazabı karşısında efsaneye göre bu kadar kurnaz bir insanoğlu şimdiye kadar görülmemiştir. Kral, “Ölüm”ü zincire vurur. İnsanlar ölmez duruma geldiği için Yeraltı Tanrısı Hades, kardeşi Zeus’a bu kaosu çözmesi için başvurur. Zeus’a yardım eden Ares tarafından yakalanan Sisifos ölüler diyarına götürülür. Fakat Sisifos bu ihtimal için de önceden bir plan yapmıştır. Karısına öldüğü zaman kendisi için tören yapmamasını özellikle tembih etmiştir, fakat ölüler diyarından karısını cezalandırabilmek için izin alarak çıkışı da bu sayede olacaktır. Geri dönmeyi reddeden Sisifos, uzun yıllar yeryüzünün tadını çıkarır. Öleceğini bildiği halde öleceği güne kadar yeryüzünün sefasını sürmeye devam eder. Kaçınılmaz olan gerçekleştiği zaman ise onu çok büyük bir ceza beklemektedir. Sisifos, çok dik ve oldukça yüksek bir dağa, bir kayayı çıkarmak zorunda bırakılır. Sisifos, kayayı bin bir güçlükle zirveye ulaştırsa da zirvede kaya bir anda elinden kayar ve tekrar başladığı noktaya iner. Sisifos, hep çaba gösterecektir ve çabası asla sonuca ulaşmayacaktır. Tanrıların onun için uygun gördüğü ceza, yararsız ve umutsuz bir çabayı sonsuza dek sürdürmekten başka bir şey değildir.

Kral Sisifos taş yuvarlama cezasını çekerken (M.Ö. 530’dan kalma bir amfora)

Bulunduğumuz konumdan birazcık da ahkâm kesercesine şekilde, bir kahramana dönüşen Sisifos’a dair kendi kafamızdan bir değerlendirme yapacak olursak: Sisifos’un cezalandırılmasının ahlaki bir temeli var mıdır?

 

İrade özgürlüğü kavramını sistemli bir biçimde, felsefe alanına ilk taşıyan (en azından bildiğimiz kadarıyla) Aristoteles’tir. Ünlü filozof Aristoteles, ahlaki davranışın temeline irade ve seçim özgürlüğünü yerleştirmiştir. Filozof kendince bir örnek verir: Kişi bir suçu işlemesi için, ailesinin zarar göreceği tehdidi ile zorlanır. Bu kişi manevi bir tehdit ve baskı altındadır. Bu durumda kişi ne kadar düşünürse düşünsün, tereddüt ederse etsin, manevi bir zorlama altında olsa dahi bir seçim yapmıştır. Şahıs alternatif seçeneklerden birini seçmiş ve dolayısıyla suç işlemiştir. Aristoteles, başlangıcı eylemin tek tek koşullarını bilen kişide olduğu zaman yapılan eylemleri “isteyerek yapılan eylemler” olarak nitelendirir. Akıldan pay almayan duygulanımları, daha az insanca görmemiş, dolayısıyla öfke ve arzudan kaynaklanan insan eylemlerini de filozof bu kategoride değerlendirmiştir. Bu yüzden bunları istemeyerek yapılanlar olarak kabul etmemiştir. Tüm bunlardan yola çıkarak tercihin ne olduğu konusuna varmak biraz da olsa mümkün gibi görünüyor. Tercih dediğimiz şey, isteyerek yapılan bir şey gibi görünse de aynı şey değildir, isteyerek yapılan daha kapsamlıdır. Örneğin, isteyerek yapma çocuklarda ve hayvanlarda da var ama bu bir tercih olarak görülemez. Akıl sahibi olmayanlarda tercih yoktur, ama arzu ve tutku ortaktır. Kendine egemen olmayan kişi tercihle değil, istek ve arzuyla davranır; oysa kendine egemen olan kişi arzuyla değil, tercihle davranır. Birbirlerine yakın görünmelerine karşın, tercih isteme de değildir. İsteme daha çok amaçla, tercih ise “amaca götüren” şeylerle ilgilidir. Tercih kavramı daha çok iyi ve kötüyle ilgilidir. Özgür irade ve sorumluluğa dair düşünce ve felsefe tarihindeki diğer tüm tartışmaları bir kenara koyduğumuzu farz edersek, sadece buradaki açıklananlar ışığında, Sisifos’un eylem ve tercihlerinin ona bir sorumluluk doğurduğu gerçeği şüphe götürmemektedir.

Bir başka açıdan bakmaya çalışırsak, “bir yasa eğer ahlak yasası olarak geçerli olacaksa veyahut bir yükümlülük nedeni olacaksa, mutlak bir zorunluluk taşımalıdır”. Herkesçe bilinen, oldukça klasik örneklerden bir tanesi olan “yalan söylemeyeceksin” buyruğunda olduğu gibi. Ahlak yasaları olan diğer bütün yasa çeşitlerinde de bu kural geçerlidir. Oysa Kral Sisifos, yalan söyleyerek yeryüzüne geri dönmeyi başarmıştır. Kantçı Etik’e göre, sorumluluk sebebi, ne insanın doğal yapısından kaynaklıdır ne de içinde yaşadığı dünyanın şartlarıdır, “a priori” olarak doğrudan doğruya saf aklımızda bulunan kavramlardır. Bulunduğumuz dünyada hatta dünyanın dışarısında bile iyi bir istemeden başka hiçbir kayıt ve şart olmadan iyi sayılabilecek hiçbir şey düşünülemez. Ve belki de en önemlisi, “iyi isteme” yol açtığı etkilerinden ve başardıklarından değil, konan herhangi bir amaca uygun olup olmamasından da değil, sadece ve sadece isteme olarak kendi başına iyidir. Burada söz konusu olan, kendi başına saygı görmeye layık ve başka hiçbir amaç olmasına gerek duyulmadan iyi olan bir isteme kavramıdır ve sözünü ettiğimiz bu kavram, “bir yasa eğer ki ahlak yasası olarak geçerli olacak ise, bir yükümlülük nedeni olacak ise, mutlak bir zorunluluk taşımalıdır” ödevini de hali hazırda bünyesinde barınmaktadır. Herhangi bir amaca yararlı olsalar bile ödevden dolayı yapılmayan, başka amaçlarla ve nedenlerle gerçekleştirilen eylemler ödevle çatışırlar. Tıpkı Kral Sisifos’un Zeus’un sırrını su karşılığında başkasına vermesi gibi! Sisifos, bu eylemi ödevden dolayı değil, bencil bir amaçtan dolayı gerçekleştirmiştir.

Öyleyse Sisifos’u bizim için bu kadar özel kılan sebep nedir? Sisifos, insandır! O ölmek istemez. Sürekli yaşamak ister. Yeryüzünün tutkularını ve zevklerini ister. Bu istekleri onu daha da insan yapar.

Ama istek ve arzular dışında insanın bilinçli bir varlık olduğu unutulmaması gereken bir gerçektir. Kral Sisifos, kendi durumunun farkındadır. Albert Camus, “Sisifos Söyleni” adlı kitabında, ezici gerçeklerin sadece onların farkında olunduğu zaman yok olacaklarını söyler. Kendi kaderinin karşısında duran, kaçınılmaz olduğu halde onu küçümseyebilen insan, kayası sürekli aşağı yuvarlansa dahi arkasından sakince bakabilen, izleyen ve kendi gerçeğini tekrar tekrar fark edebilen bir insan aşağı inerken artık özgürdür. Cezası gerçek anlamda zaten kesintiye uğramıştır ancak o zaten aşağı inene kadar geçen zaman süresince kendisine ait bir yaşam alanı, bir zaman daha yaratmıştır ve dahası bu onu oldukça özgür kılar.

Albert Camus

Ünlü filozof Jean Paul Sartre, eylemin ögeleri sayılabilecek olan “yapmak” ve “olma” kavramlarının detaylıca incelenmesi gerektiği görüşünü ileri atar. Filozofa göre, sahip olmak, yapmak ve sadece olmak bile insan gerçekliğinin en temel kategorilerinden sayılır. İnsanın bütün davranışları, bu kategorilerin başlığı altında toplanır. Örnek verecek olursak, “bilmek” bir sahip olma durumudur. Sisifos, eninde sonunda öleceğini biliyordu. Cezalandırılacağı bilgisine de zaten sahipti. Fakat buna rağmen, kendisine sunulan “olma”yı reddederek sonsuz ve anlamsız bir çabayı sürdürmeye lanetlenmiş olsa da “eyleme”yi seçmiştir.

Jean Paul Sartre

Eylemek, dünyanın çehresini değiştirmektir, bir amaç doğrultusunda araçlara sahip olmaktır, aletsel bir bütünlük üretmek manasına gelir ve bu bütünlük zincirleniş ve bağlantı aracılığıyla o şekilde düzenlenmiştir ki, zincirin halkalarından birinde yapılacak ufak bir değişiklik bile bütün dizide değişikliklere yol açabilir ve sonunda, öngörülen sonucu doğurur. Sisifos, öngörülen sonuca adım adım gitse dahi kendi iradesini ve bilincini saf dışı etmemiştir.

Sartre de, bizlere fiziki kendini oluşturmanın en iyi bilinen örneklerinden birini vermektedir. Sartre’a göre, bedenimiz kullanmakta olduğu alet ölçütünde genişlemektedir. Yani bedenimizin sınırı dünyaya yaslandığımız bastonun ucu, bize yıldızları gösteren teleskobun uzandığı yer, yaşadığımız evin tamamı buna dahildir. Yazı yazarken, elim açıkça benim bir parçamdır ve o anda yazan özne olan ben tarafından kendine katılmıştır. Kendimi elimle özdeşleştirmem, aynı şekilde kalemime de uzanabilir. Kalemim de yazma eylemine girişmiş olan bedensel varlığımın bir devamı olarak görülebilir.

Sisifos’un sessiz sevinci buradadır: Kullandığı alet sonsuzda bir aşağı bir yukarı hareket ettirdiği “kayası”dır! O sonsuz eylem ölçütünde vardır!

Kaynaklar:
Fatma Süzgün Şahin, Sisifos’a Dair Kısa Bir Değerlendirme, Hukuk Kuramı, c. 2, s. 6, Kasım-Aralık 2015, ss. 41-44.
Camus, Albert, Sisifos Söyleni, çev. Tahsin Yücel, Can Yayınları, Aralık, 2008.
Kant, İmmanuel, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi, çev. Ionna Kuçuradi, Türkiye Felsefe Kurumu, 3. baskı, 2002.
Sartre, Jean-Paul, Varlık ve Hiçlik, çev. Turhan Ilgaz ve Gaye Çankaya Eksen, İthaki Yayınları, 4. baskı, Kasım 2011.

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?