Popüler Kültüre Alternatif 7 Muhteşem Film

1189

Hani böyle sıkılır ya insan, film falan mı izlesem acaba diye düşünür. Sonra aklına hep aynı konuların işlendiği, yaratıcılıktan uzak, popüler kültüre ve maddi kaygılara hizmet eden filmler gelir de vazgeçer. Hah, işte sizi tam da bu durumdan kurtarmaya geldim. Gönül rahatlığıyla, sıkılmadan, izledikten sonra ‘vay be!’ diyebileceğiniz tam 7 tane muhteşem film derledim. Şimdiden iyi seyirler…

#1 – Oslo 31 Ağustos

Hayatımın en anlamlı filmi olarak gördüğüm bu yapıtı en başa yazdım. 2012 yılında vizyona giren Norveç yapımı film, hayatta hiçbir şeyden haz alamayan, yaşamı anlamsız ve saçma bulan bir adamı anlatıyor. Filmin ana karakteri Anders, uyuşturucu bağımlısıdır ve uzun bir süre tedavi gördükten sonra iş görüşmesine gidecektir. Hayatının en önemli gününde bile Anders’in çaresizliği ve kendi iç sesinde boğuluşu devam etmektedir. Spoiler vermek gibi olmasın ama bir “kafe” sahnesi var ki, akıllara zarar. Çok basit ve sıradan gibi görünen bir sahne ancak bu kadar etkileyici anlatılabilir. Varoluşçuluğu ele alması filme felsefi bir atmosfer katıyor. Mutlaka izlemelisiniz.

#2 – Dallas Buyers Club (Sınırsızlar Klübü)

Düşük bütçeyle sanat eseri bir film ortaya nasıl çıkarılır diye merak ediyor musunuz? O zaman 2013 yapımı bu film tam sizlik. Yalnızca 5 milyon dolar ile mükemmel bir yapıt ortaya çıkarılmış. Böyle okuduğunuzda miktar gözünüze çok gelebilir ama Mad Max : Fury Road’un 150 milyon dolar, Kara Şövalye Yükseliyor’un 300 milyon dolar bütçeyle çekildiğini hatırlatmak kıyas yapmanıza yardımcı olacaktır. Filmin makyaj ücreti sadece “250 dolar”, bu kadarla bile makyajlar gayet güzel olmuş.

Aynı anda hem “en iyi erkek oyuncu” hem de “en iyi yardımcı erkek oyuncu” Oscar ödülü kazanan film şu ana kadar sadece 5 tane var. Dallas Buyers Club de onlardan birisi. İzlediğinizde siz de bu ödülü hakettiklerini göreceksiniz.

Matthew McConaughey ve Jared Leto rollerini oynamıyorlar, adeta yaşıyorlar. Yaptıkları fedakarlık da küçümsenemeyecek kadar önemli. Rolleri için McConaughey tam 23 (!) kilo, Leto ise tam 14 (!) kilo vermişler. İçinizden, “keşke yalnız bunun için izleseydim seni” diyebilirsiniz.

Neyse fazla uzatmadan filmin konusu hakkında da bilgi vereyim. Film kendisine Aids teşhisi konan ve çok az ömrü kaldığı söylenen bir adamın hayat hikayesini anlatıyor. Ron Woodroof’un gerçek hayat hikayesinden esinlenilerek çekilen film, ilaç sektörü hakkında bize çarpıcı gerçekler sunuyor. Ben de Tıp Fakültesi öğrencisi olarak, günümüzdeki durumun bundan çok farklı olduğunu söyleyemem. Film yalnızca, ilaç şirketlerinin insanlara “para” gözüyle bakmasını eleştirmekle kalmıyor, dönemin homofobik zihniyetine ve şiddet eğilimli insanlarına usta bir şekilde gönderme yapıyor.

#3 – More Than Blue (Hüzünden Öte)

Sıradaki filmimiz Kore’nin sinema mutfağından çıkma bir aşk filmi. 2009 yapımı filmin Türkçe’ye çevrilmiş adı “Hüzünden Öte”. Film aşk hakkında dedim ama öyle sıradan aşk filmlerinden değil. Ajitasyon yapmadan insanı hüzünlendiren, duygularını gerçekten harekete geçiren ender filmlerden birisi More Than Blue. Senaryo mükemmel, kurgu mükemmel, izlediğinizde dahasına gerek duymayacaksınız.

Film bazı gerçekleri adeta tokat gibi yüzümüze çarpıyor. Günümüzdeki aşk ve sevgi gibi kavramların aslında içi boşaltılmış birer kelimeden ibaret olduğunu hatırlatmakla kalmayıp, “gerçek” sevginin insana yaptırabileceklerini, insanı nelerden vazgeçirebileceğini iliklerimize kadar işliyor. Duygusuz bir insan değilseniz bu filmi izleyip ağlamama ihtimaliniz neredeyse sıfıra yakın.

 

#4 – Novaya Zemlya (Yeni Dünya)

Bu filme dikkat! Yönetmenliğini Alexander Melnik’in yaptığı 2008 yılında vizyona giren film, Rusların sinemadaki başarılarına örnek gösterilecek türden. Ayrıca yönetmenin “ilk” filmi.

Film, ismini 35 yıl boyunca üzerinde nükleer denemeler yapılan bir Kutup adasından alıyor. Dünya üzerindeki hapishanelerde yer kalmayınca, bir grup mahkum deneme amaçlı bu adaya getirilir. Adada birbiri üzerinde otorite kurmaya çalışan gruplar oluşur. Vahşilik, yamyamlık ve şiddet alıp başını gider.

Basit bir hapishane filmi gibi görünmesine rağmen bu filmin verdiği mesajlar çok önemli. Gerek psikolojik, gerek sosyolojik olarak mükemmel vurgular var. Adeta Thomas Hobbes’un “Leviathan” adlı kitabının özeti diyebiliriz.

 

#5 – El Cuerpo (Ceset)

Korku ve gerilim filmlerine bayılan birisiyseniz bu filmi sakın kaçırmayın. “Gizem – gerilim – korku” üçgeninin harika ustası İspanyollar yapacaklarını yapmışlar. 2012 yapımı filmde “Belen Rueda” gerçekten başarılı bir oyunculuk sergiliyor. Ayrıca filmin senaryo ve kurgusu tek kelimeyle “enfes”, beğenmeyen çarpılır 🙂

Film kendisini sadece kurgusuyla ve oyunculuklarla değil, akıcı olmasıyla da izletiyor. Hiçbir sahnede sıkılmayacaksınız. İzlerken bir sonraki sahneyi tahmin etmeye çalışmak da fayda etmiyor, şaşırtıcılık bu filmde tavan yapmış. Finalde de insanı şok ederek güzel bir kapanış yapmışlar, daha ne söyleyeyim açın izleyin.

#6 –  Farväl Falkenberg (Elveda Falkenberg)
FAREWELL FALKENBERG, (aka FARVAL FALKENBERG), David Johnson, 2006. Memfis Film & Television

İsveç ve Danimarka yapımı film, ismini küçük bir sahil kasabasından alıyor. zaten film de bu kasabadaki bir grup arkadaşın ilişkilerini, dostluk bağlarını anlatıyor. 2006 yılında vizyona giren bu film, Lisbon’da “Fipresci Ödülü” aldı. Ufak ve çok etkileyici bir spoiler vererek sıradaki filme geçiyorum;

“bugün dünyada geçirdiğimiz zamanla ilgili etraflıca düşündüm…
evet, oldukça fazla, ama bir o kadar da önemsiz…
demek istediğim, eninde sonunda hepimiz öleceğiz.
önemli olan nasıl öleceğimiz.
bilemiyorum… kafamda canlandırmaya çalışıyorum da..
son bir derin nefes…
ciğerlerini, patlayıncaya kadar havayla doldurursun…
kalbin sıkışıp, kan ılık ılık beynine doğru akmaya başlar…
başın döner, ateşin çıkar, elin ayağın boşalır…
her şey çok kısa bir anda oluverir…
ölüverirsin…
ne bileyim, belki de güzeldir…”

 

#7 – Le premier jour du reste de ta vie (Hayatının Geri Kalan İlk Günü)

2008 yapımı Fransız şaheseri. Film, aile ilişkilerini çok başarılı şekilde ve izleyeni sıkmadan anlatıyor. Senaryo güzel, müzikler ise mükemmel olmuş. Film 9 dalda César Ödülü’ne aday gösterilmiş ve 3 dalda ödül almayı başarmış. Ödüllerin bir tanesi “En iyi kurgu” dalına, diğer ikisiyse “Umut vadeden en iyi erkek ve kadın oyuncu” dallarına ait.

Filmin en güzel yönlerinden biri, izlerken karakterlerin yerine kendinizi ve aile bireylerinizi koyabiliyor oluşunuz. Bu da ister istemez yüzünüzde hoş bir tebessüm bıraktırıyor. İyi seyirler 🙂

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?