Nasıl Mutlu Olunur Sorusuna 2 Cevap

708

Dünyaca ünlü edebiyatçı Jean-Jacques Rousseau da bu soruya cevap aramıştı. Nasıl mutlu olunur, soruna cevap aramak için insanlardan kaçtı, doğanın kapılarını yavaş yavaş, huzuru arayarak açtı. Cevap bulabildi mi? Kendi eserlerine baktığımız zaman kısmi olarak görebiliyoruz. Doğanın insana verdiği iç huzur, mutlu olunmaya yeter cevabını görebiliyoruz. Sanayi İnkılabı’nın verdiği o stresli hayattan kaçarak Romantizm akımının kurucusu bu devirde yaşamadığı için, bu sorunun cevabını – cevaplarını bulmak zor olmayacaktır.

Tüketmenin nefesten bile daha hızlı yaşandığı bu dönemde insan nasıl mutlu olabilir? Her şeye sahip olan ama “hiçbir şey” döngüsünde hareket eden kişinin mutluluğuna ulaşmanın birçok faktörleri bulunmaktadır. Bu faktörler, insanın iç dünyasını daha aydınlatacak ve mutlu olmasına sebep olabilecek.

 # ÖZ GÜVEN

Bireyin mutlu olabilmenin en büyük etkenlerden birisi olarak görülen durum, kendisine güvenmekte geçer. Yapabileceği her ne varsa, “kendime güveniyorum” iç güdüsüyle hareket etmesi gerekir. Yol sadece yokuş aşağıdan ibaret değildir. Yolun düz ve yokuş hali de vardır. Yokuş yolu çıktığında insan, yorulmayı, yapamamayı düşündüğü an karamsar olmaya başlar. Karamsarlık ise öz güvenini en büyük düşmanı olarak görülür. Yokuş yolu gördüğünde insan, yokuş yolu incelemeli, değerlendirmeli ve ona göre bir pozisyon almalı. Ve “ben bu yokuş yolu çıkacağım” diyerek kendine güvenmeli ve kendine inanmalı. Öz güvene sahip olan kişi, her başarının ardından mutlu olacağını görecek ve kendine daha çok inanmaya başlayacak.

Her durumun zafiyeti söz konusudur. Öz güvenin zafiyeti, bencilliktir. Bencil insanların kalıcı mutlu olduğu görülmemektedir. Öz güven iyi dengelenmeli ve ona göre yaşam sürmeli insan.

# TABİAT

Sorunun cevabı biraz da yaşadığımız dünyada saklı. Tabiatın sistemi öyle düzenlidir ki, hiçbir aksaklık, hiçbir bozuntu görülemez. Sistem düzenli olduğu zaman, akıcılık ön plana çıkar. Akan ne varsa, tıkanma olmaz ve süreklilik daim olur. İnsan ve tabiat arasında birçok kez ilişki kurulmaya çalışılmış ve tabiatın insan üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Tabiatın işlevi insan işlevine yardımcı olacak şekilde dizayn edilmiştir Yaratıcı tarafından. Ağaçların, çiçeklerin, hayvanların, dağların, kayaların durumu insan hayatı birebir neredeyse aynıdır. Aradaki fark, Tabiat sistemini bozmazken, insan sistemini bozmaktadır.

Gece olduğunda tabiatın üzerinde karamsarlık oluşur. Bazı çiçekler içine kapanır, bazı hayvanların duruşunda sessizlik oluşur. Örneğin; kedilerin geceleyin miyavlaması geceleyin daha masum, daha hüzünlü görülmektedir. Gece insana hüznü en açık bir şekilde sunmaktadır. İnsana hüzün, sıkıntı, dert geldiğinde bunu gece yaşadığı an, sıkıntının kendisi daha kolay çözülecektir. Gündüz olduğunda ise çiçekler açar, hayvanlarda hareketlenme başlar, doğa en umutlu halini insana sunar. İnsanda ne kadar sıkıntı, dert varsa bunları gecede bırakmalı ve güneşin doğuşu ile kendine gelmeli, gülümsemeli. Ve bilmeli ki insan, hiçbir gece bir ömür boyu sürmez; hiçbir dert kalıcı olmaz. Tabiatın sistemi ile hareket eden insan, o sistemi kendi varlığını oturtturan kişi mutlu olmayı öğrenecektir.

Tabiata baktığımızda her şey “hareket” halinde görülmektedir. İnsan da hareket içerisinde yer almalıdır. Sabit kalmak, sessiz düşünmelere sebep olacaktır. Ve sessiz düşünme, insanı karamsarlığa sürükleyecektir. Bir işle meşgul olmalı, bir yere gitmeli, hareket halinde olmalıdır.

 

CEVAP VER