Karl Marx’ın Aile Sevgisi

734

Karl Marx, 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın Trier kasabasında hayata gözlerini açmıştır. Alman filozof Karl Marx için, komünist düşüncenin ilk ve en büyük temsilcisi diyebiliriz. Komünist düşüncenin doğduğu gün desek daha iyi olur diye düşünüyorum. Marx’ın siyasi yaşamının dışında Aile yaşamına değinmek daha bir ayrı olacaktır diye düşündüm.

Aile Babası

Marx’ın gerçek bir aile babası olduğu söylemek, yapılacak en doğru şeydir. Marx yaşamı pahasına çalışmayı seçen, çocuklarının her birine ayrı bir sevgi ile yaklaşan insandır. Marx’ın 2 oğlu ve 1 kızı yokluk yüzünden hayata gözlerini yummuşlardır. Marx sadece kendi çocuklarına değil bütün çocuklara sevgi ve saygıyla yaklaştığı söylenir. Çocukları her zaman üstün gördüğü için çocuklar hakkında şunu der: “Çocuklar ana babalarını terbiye etmelidirler.”

Sevgi Dolu Yürek

Marx Aynı zamanda eşine karşı o kadar sevgi doludur ki bizim onu anlamamız mümkün değildir. İşte o yüzden Marx’ın kendi kaleminden çıkan mektubu aktarıyorum.

“Yürekten sevdiğim,
Sana yine yazıyorum çünkü yalnızım ve çünkü kafamın içinde seninle konuşurken senin bunu bilmiyor, ya da karşılık veremiyor olmana katlanamıyorum.
Kısa süreli ayrılıklar iyi oluyor, çünkü hep bir arada olunca her şey ayırt edilmeyecek kadar birbirine benzemeye başlıyor. Yan yana durduklarında kuleler bile cüceleşirken, alelade ve ufak tefek şeyler yakından bakınca kocamanlarmış. Küçük tedirginlikler onlara yola açan nesneler göz önünden kaldırıldığında yok olabilir. Yan yanalık dolayasıyla sıradanlaşan tutkularsa mesafenin büyümesine yeniden büyüyüp doğal boyutlarına dönerler. Aşkımda öyle…
Zamanın aşkımı tıpkı güneş ve yağmurun bitkileri büyüttüğü gibi büyütmüş olduğunu anlamam için senin bir an, sırf rüyada bile olsa, benden koparılman yetiyor. Senden ayrılır ayrılmaz sana olan aşkım bütün gerçekliğiyle kendini gösteriyor: O, ruhumun bütün enerjisiyle yüreğimin bütün kişiliğini bir araya getiren bir dev. Böylece yeniden insan olduğumu hissediyorum çünkü içim tutkuyla doluyor. Araştırma ve çağdaş eğitimin bizi kucağına attığı belirsizlikler ve bütün nesnel ve özel izlenimlerimde kusur bulmaya iten kuşkuculuk bizi küçük, zayıf ve mızmız kılıyor. Ama aşk Feurbachvari insana aşk değil, metabolizmaya aşk değil, proletaryaya aşk değil, sevdiğine aşk, yani sana aşk, insanı yeniden insanlaştırıyor…
Dünyada çok dişi var, kimileri de çok güzel ama ben, her bir hattı, hatta her bir kırışığı bana hayatımın en büyük ve en tatlı anılarını hatırlatan bir yüzü bir daha nerede bulabilirim? Senin tatlı çehrene sonu gelmez acılarımı, yeri doldurulmaz kayıplarımı bile okuyabilir ve senin tatlı yüzünü öptüğümde acıyı öperim.
Hoşçakal canım. Seni ve çocukları binlerce kere öperim.
Senin, Karl”

CEVAP VER