İslam’da Ve Osmanlı’da Hayvan Haklarının Önemi

838

İslam’da ve Osmanlı’da sağlıklı ve hasta hayvan hakları

İslam, doğuşundan itibaren toplumda yerleşmiş ve kalıplaşmış birçok olguyu değiştiren ve dönüştüren, toplumun aksayan ve yanlış yönlerini gideren bir yapıda olmuş, varolduğu topraklarda kötülüğü men etmiş, iyiliği yaymış ve merhameti, adaleti, sevgiyi, hoşgörüyü ve barışı emreden bir din olduğundan olsa gerek çok çabuk bir hızla yayılmış ve dünya üzerinde en çabuk yayılan din olmuştur. İslam sadece bir ibadetler bütünü veya kurallar dizisi değildir. İnsanın toplum içerisindeki yaşayışını şekillendirerek ve toplumun tüm alanlarında düzenlemeler yaparak, sadece camiye veya belirli kişilere sıkıştırılmış bir din olmaktan çok, genele yayılmayı hedefleyen bir anlayışa sahiptir. Bu bağlamda İslam insanın insana karşı davranışlarını düzenlediği gibi, insanın hayvanlara karşı davranışlarını da düzenler. İslamın gelişiyle birlikte henüz insanlara bile gereken önemin verilmediği bir dönemde hayvanların haklarını savunan ve onların korunması yönünde kurallar koyan, onların bizlere verilmiş birer emanet olduğu vurgulanarak ve ancak hayvanlarla diğer insanlara karşı merhametli olmamız durumunda merhamet göreceğimiz hususunda bizleri uyaran bir din olduğunu görebiliriz. İslamın getirdiği bu anlayış, diğer islam devletlerinde de sıkça görülmüştür. Peygamber Efendimiz s.a.v döneminden Osmanlı’ya kadar olan dönemdeki örnekleri incelersek; Peygamber Efendimiz a.s Arap toplumlarında yaygın olan kuşların ve tavukların hedef olarak kullanılmasını yasaklamış, binek hayvanlara ağır yük yüklenerek onlara eziyet edilmemesini buyurmuş ve söyle demiştir: “ Bazı binekler vardır ki, binenlerden daha hayırlıdır. Çünkü onlar Allah’ı ondan daha fazla zikrederler.” “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Onlara uygun şekilde binin ve onlardan uygun şekilde yiyin.”  Yine bir hadis-i şerife göre Efendimiz s.a.v şöyle buyurmuştur: “Bir kadın bir kedi yüzünden Cehennem’e girmeyi hak etmiştir. Şöyle ki, kediyi hapsedip bağlayarak ona yemek yedirmedi ve (onun) yerin haşerelerinden de yemesine izin vermedi.” Ayrıca Peygamber Efendimizin de kendisine ait bir kedisi olduğu ve kedisinin adının  “Müezza” olduğu söylenir. Ayrıca sahabelerden, Abdurrahman Bin Sahr kedileri çok sevdiğinden adı Ebu Hureyre yani “kediciklerin babası” olmuştur. Yine Kur-an-ı Kerim’de bu konuda ayetler vardır; “Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve kanatlarıyla uçan bütün kuşlar da ancak sizin gibi birer ümmettir.”Böylece hayvanlara karşı merhametli olmamız ve onların da bizim gibi birer canlı olduğunu hatırlayarak ona göre davranmamız istenmiştir.  Bu anlayışın örnekleri Osmanlı Devleti döneminde hayvan haklarına verilen önem net bir şekilde görülebilir. Osmanlı dönemine baktığımızda; ilk hayvan hastanesi(Gurubhane-i Laklakan), hayvanlar için kurulmuş vakıflar, kuş sarayları ve benzeri yapılar Müslümanların hayvanlar konusundaki inceliğini gösterir. Osmanlılardaki bu incelik, buraya gelen gezginleri de oldukça şaşırtmış ve gezi yazılarında bunlardan bahsetmişlerdir.

Osmanlı döneminde hayvanları besleyen bir adam.

Mesela Fransız seyyah Thévenot şu sözleri söylemiştir : “Türklerin bâzıları ölürken haftada şu kadar defa şu kadar köpeğe ve şu kadar kediye yiyecek verilmek üzere birçok iratlar (miras, nafaka) bırakırlar yahut bu hayrın işlenmesini temin için fırıncılarla kasaplara para verirler ve onlar da bu gibi vasiyetleri büyük bir sadâkatle ve hattâ dindarâne bir riâyetle yerine getirirler. Onun için her gün et taşıyan birtakım kimselerin şart-ı vâkıfa göre ya köpekleri veya kedileri çağırıp etraflarına toplanan hayvanlara et parçaları atışları görülecek şeydir. Bunlar bizim nazarımızda çok gülünç olmakla berâber onlarca öyle değildir.” Lamartine: “Türkler kuşlara, köpeklere, velhâsıl Allâh’ın yarattığı herşeye hürmet ederler; bizim memleketlerde başıboş bırakılan veya eziyet edilen bu zavallı hayvan cinslerinin hepsine şefkat ve merhametlerini teşmil ederler.” (kaynak: http://yenidunyadergisi.com/osmanlida-hayvan-sevgisi-ve-hayvan-haklari-1/)

Osmanlı’da özellikle kuşlara çok önem verilir ve onların kutsal olduğu düşünülürdü. Bu yüzden olsa gerek, kuşlar için hastaneler, barınma ve bakım yerleri yapmışlardır. Evliya Çelebi’nin seyehatnamesine göre insanlar kuş pazarlarına gidip ordan sırf kuşları serbest bırakmak için kuş satın alıyordu.

Kuş Sarayları

Kuşların tehlikelerden korunması için yapılan bu güzel mimari yapılar, 15.yy’dan 19.yy’a kadar devam etmiştir. Halen daha birçok caminin avlusunda görülebilir. Bu yapılar genel olarak, cami çatısının korunaklı bir köşesine yapılmıştır ki kuşlar; soğuklardan, tehlikeli hayvanlardan ve yağmurlardan korunabilsin. Ayrıca bazı sebiller de kuşların su içebileceği şekilde tasarlanmıştır

Gariban Leylekler Evi

Gurubhane-i Laklakan

Düşkün Leylekler Evi; İlk hayvan hastanesidir. Bursa’da kurulmuştur. Göçmen kuşların yeme, içme, barınma ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kurulmuştur.

 

CEVAP VER