Fenerbahçe’nin Başarısızlığında Anna Karenina İlkesi

1222
“Şampiyonluklar birbirine benzer, her ikinciliğin ise kendine özgü bir durumu vardır.” Buna benzer bir  cümleyi bir yerden hatırlıyor gibisiniz değil mi?

Muhtemelen Tolstoy’un ünlü klasiği Anna Karenina’nın açılış cümlesinden hatırlıyorsunuzdur: “Mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” Gerçi Beşiktaş’ın şampiyonluğu da diğer şampiyonluklara pek benzemiyordu ama Fenerbahçe’nin başarısızlığının kendine özel hikayesi olduğu açık. Fenerbahçe’nin ikinciliğinde işte bu “Anna Karenina İlkesi” hissediliyordu kesinlikle. Örneğin;

Transferler

Evet, 70 milyon euroluk muazzam bir takviye geldi takıma bu sezon; Kjaer, Robin van Persie, Nani, Volkan, Fernandao transferlerine kimse bir şey diyemez. Ama orta alanda Emre Belözoğlu’nun gidişinin yaratacağı birtakım sıkıntılar göz önünde bulundurulmalıydı. Josef, bir Terraneo hamlesiydi, zaten defansif bir oyuncu olduğu biliniyordu, Diego’nun istikrarsızlığı da malum; o bölgede hücuma yönelik katkı sağlayabilecek tarzda yalnızca Ozan Tufan’a güvenilmesi yanlıştı. Ayrıca Fernandao ve RVP ikilisinin yanına muhakkak 1 ya da 2 yedek santrfor koyulmalıydı. Sow’un bitiriciliğini aradı takım kesinlikle.

RVP – VP krizi

Aslında rahatlıkla 15 dakikalık bir muhabbet toplantısında çözülebilecek sorun 2-3 aya uzadı. Vitor Pereira ile Van Persie arasındaki tartışmanın yankıları uzun sürdü, tribünler de bundan etkilendi. Van Persie zaten fiziken bitme noktasına gelmiş bir oyuncu; bir de bu şekilde psikolojisi yerle bir olunca, lig bitimine kadar neredeyse hiçbir katkı veremedi takıma.

Tutuculuk

Vitor Pereira’nın sezon öncesi vaad ettiği futbol tarzını kısaca şöyle özetleyebiliriz: “Bol hücum eden, bol baskılı oynayan, sürekli gol arayan bir takım.” Evet, herkes de doğal olarak Ersun Yanal futboluna geri dönüş olacağını sandı. Ama sezon başlayınca gördük ki takım İsmail Kartal’ın Fenerbahçesinden bile geride! Özellikle sezonun ilk ve ikinci yarısının ortalarında Fenerbahçe taraftarı ızdırap çekti. Pereira’nın bu yarıların sonuna doğru takımı çıkışa geçirmesi Fenerbahçe’ye yetmedi. Sarı Lacivertli ekip sezonun genelinde muazzam bir defans yapan fakat hücumda çok kısıtlı bir güce sahip olan, kısır bir takım olarak kaldı.

Son vuruşlar

Tabii futbolda top kaleyi geçmeyince istediğinizi söyleyin, bir anlamı yok. Ama Fenerbahçe zaten hücum olarak sıkıntılı bir takımken, bir de bulunan pozisyonlarda hücum elemanlarının beceriksiz olmaları şampiyonluğa doğrudan etki etti. Konyaspor maçında Fernandao’nun, Galatasaray maçında Volkan’ın kaçırdığı pozisyonlar en çarpıcı örnekler. Rakip Beşiktaş’ta ise muazzam bir Mario Gomez vardı, zaten bu durum bile iki takım arasındaki farkın en önemli sebeplerinden.

Sonuç

Şurası bir gerçek ki Vitor Pereira’nın takımı Süper Lig için “gerçekçi” bir takım değildi. Şenol Güneş’in hücum takımı Pereira’nın defans takımına üstün geldi özetle. Neden? Çünkü Süper Lig’deki Anadolu takımlarının birçoğu hücum olarak berbatlar, defansta ise Allah ne verdiyse gömülüyorlar! Bu yüzden bu takımlara karşı hücumda beceriksizseniz onlar sizden kolay kolay gol yemez. Ha, atamazlar da; ama sezon bittiğinde elinizde “ligin en iyi defansını Fenerbahçe yaptı” avuntusundan başka bir şey kalmaz. Bu yüzden Beşiktaş muazzam hücum gücüyle rakiplerini darmaduman etti, defansta birtakım sıkıntılar yaşasa da Süper Lig ekiplerinin hücumdaki kalitesizlikleri nedeniyle bunu tolere edebildi. Fenerbahçe ise defansta çok iyiydi; ama zaten rakipleriniz sizin üzerinize çok fazla gelmiyor ki! Gol pozisyonuna giremiyor, rakiplerinizi zorlayamıyorsanız, başarısız oluyorsunuz…

CEVAP VER