Cenova’dan Amerika’ya: Kristof Kolomb

816

Amerika’nın kaşifi, namıdeğer Kristof Kolomb’u bilmeyeniniz yoktur sanırım. Hem tarihi objektif bir şekilde yorumlayabilmek, hem de olayları daha geniş perspektiften görebilmek adına ünlü gezginci hakkında pek su yüzüne çıkarılmayan bazı şeyleri bilmekte fayda var. Bu yazı da kısaca o “bilinmeyen” şeyleri ve gezginin hayatını anlatmaya yönelik ele alındı.

Kristof Kolomb, 1451 yılında İtalya’nın Cenova şehrinde dünyaya geldi. Kolomb’un çocukluğu ve gençliği hakkında bilgi azdır. Babası, orta sınıfa dahil bir çalışandı. Bazı kaynaklara göre ise, babasının Polonya kralı 3. Vladislav olduğu söylenir. Ne kadar güvenilir bilgi olduğu tartışmalı bir konu, zaten birazdan okuyacaklarınızın yanında önemsiz kalıyor.

Kolomb’un birçok ülkeye, sefer için yardım talebiyle başvurduğu ve olumsuz karşılandığı söylenir (destek istediği kişiler arasında “2. Beyazıt” da vardır). Daha sonra İspanyol kralından mali yardım almayı başarır ve denize açılır. Sefer yapmasındaki amaç Hint kıyılarına ulaşmaktır, zaten 1492 yılında Amerika’ya ayak bastığında orayı Hint kıyıları zannetmiştir.

Ünlü gezginin, karayı ilk gören tayfaya altın ödülü vereceğini söylemesine rağmen, tayfadan birisinin karayı gördüğünde ödülü vermediği ve “Ben zaten 4 saat önce görmüştüm” diyerek tabiri caizse sahtekarlık yaptığı söylenir.

Kolomb hakkında pek bilinmeyen bir diğer şey de, onun Amerika’yı ulaşan ilk gezgin olmadığıdır. Zira Kolomb’dan çok daha önce -11. yüzyılda- Viking seferleriyle Amerika kıtasına hali hazırda ulaşılmıştı. Kolomb’un yaptığı şey, Amerikalılarla kalıcı temasları başlatmak, fetih ve kolonize işlemlerini hızlandırmak oldu. Bu da Batı dünyasının işine yarayan şeydi.

Amerika kıtasının keşfi, yerliler ya da diğer adıyla Kızılderililer için hiç iyi olmadı. Bunun sebebini Kolomb’un kendi tuttuğu seyir defterinden öğrenebiliriz;

“Bu insanlar ne herhangi bir mezhebe bağlılar, ne de puta tapıyorlar. Kötülüğü tanımıyorlar, birbirlerini öldürmeyi bilmiyorlar. Hiç silahları yok. Elli adamla bu halkın hepsini boyunduruk altına alabilir ve onlara her istediğimizi yaptırabiliriz.”

Görüldüğü üzere Kolomb, yerlilere karşı yaklaşımında pek de barışçıl değildir. Kolomb, ilk seferden sonra İspanya’ya döner ve yanında 10 Kızılderili, az miktar altın ve papağan götürür. Bunun üzerine kendisine “Sinek Amirali” denmeye başlar.

Amerika’ya yapılan sonraki seferlerde yağma yapılmaya başlanır. Kolomb’dan sonrasına “Yağma Çağı” denmiştir. Bu seferlerle birlikte Avrupa’ya aşırı miktarda altın, inci, değerli eşyalar aktarılmıştır. Bu yağma döneminde İspanyolların Amerika’dan yağmaladıkları altının günümüzdeki değerinin yaklaşık “4 trilyon dolar” olduğu söylenir. Ayrıca bu seferlerle, çeşitli baharatların ve domates gibi birçok sebze ve meyvenin, çikolata gibi şeylerin tanınması ve Avrupa’da kullanılması sağlanmıştır.

Tarihin akışı bu keşiften dolayı büyük ölçüde değişmiş, Avrupa güçlenmiş, sömürgecilik ve kolonizasyon hız kazanmış, Kızılderililer altın ve güç uğruna katliama uğramıştır. Unutmamamız gereken birşey var; “tarihi kazanan yazar”.

Kolomb, ölümünden sonraki yıllarda da istemeden yolculuğa devam etmiştir. Vallodolid’de ölmüştür, daha sonra oğlunun arzusuyla Seville kentine gömülmüştür. Oradan da Santo Domingo’ya nakledilmiştir. Fransız işgali gerçekleşmesi üzerine mezarı Havana’ya taşınmıştır. Küba’nın bağımsızlığını elde etmesiyle birlikte mezarının son durağı tekrardan Seville olmuştur. Amerika’da birçok eyalette 12 Ekim tarihinde “Columbus Day” adıyla kutlama yapılmaktadır.

Son olarak Kolomb’un hayatını merak ediyorsanız “1492 Conquest of Paradise” ve “Christopher Columbus The Discovery” filmlerini izleyebilir, Sunay Akın’ın yazdığı “Kız Kulesi’ndeki Kızılderili” kitabını okuyabilirsiniz.

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?