Pir-i Türkistan: Ahmet Yesevi

937

2016 yılı ülkemizde Ahmet Yesevi yılı olarak kabul edilmiştir.

Hoca Ahmet Yesevi‘nin doğum tarihine ait bir bilgi bulunmazken, 1166 yılında Türkistan’da öldüğü düşünülür. Hoca Ahmet Yesevi ülkemizde Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus Emre neyse bölgesinde Ahmet Yesevi odur. Ahmet Yesevi bu saydıklarımızın hepsinin üstadı öncüsü ve Türk tasavvufunun gerçek kurucusu olarak kabul edilebilir.

Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi

Türk Ulusu 924 yılında Satuk Buğra Han isimli Karahan hükümdarının Sünni Hanefi ve Maturidi mezhebinde İslamiyeti Türk devletinin tek resmi dini ilan etmesiyle Müslüman olmuştur. Ama geleneksel tarihinde bin yıldan uzun bir süre Gök Tengri’e inanmış bir milletin bu ani ihtida hareketi bir hakan fermanı ile kolayca geçiş mümkün değildi. O dönemde İslamı öğretmek ve uygulatmak din ve cami adamlarının sorumluluklarıydı ancak yaymak ve tebliğ misyonu ise mutasavvıfların göreviydi. Türkistan’da bu misyonunu üstlenen mutasavvıflara Horasan erenleri diyoruz.

Horasan Erenleri

Horasan Erenleri 1070 lerde Anadolu’nun fethi ile 1090 larda artık Avrupa’da Türk illerinden giderek bu topraklarda tebliğ yaptılar. Türkistan’ın İslamlaşması ve Anadolunun Türkleşmesi Bizans’ın Anatolia’sının kısa sürede 1074 yılında taht şehri İznik olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması ile sonuçlanmıştır. Ahmet Yesevi Pir-i Türkistan diye anılır ve Türk yurdunun Ulu insanı anlamında kullanlır. Türk milletinin büyük hümanist düşünürlerinden Ahmet Yesevi, Mevlana, Hacı Bektaş, Yunus, Merkezefendi, Akşemsettin, Niyazi-i Mısri, Bahattin Nakşibent gibi isimler sayılabilir.

Anadolu’da gerek Selçuklu, gerek Osmanlı döneminde zaviyeler, dergahlar, asitaneler, tekkeler bir çeşit halkın görgü ve bilgisini arttırmak İslami bilgiler dışında güncele ait bazı konuların mütalaa edildiği fikir alanlarıyla pek çok kimsenin bilmemesine rağmen kadınların da burada gelip bazı konularda istifade etmeleri mümkündü, ayrıca gayrimüslimlere de açık olan bu mekanlarda edebiyat, musiki, güzel sanatlar, ilim ve irfan akademileri mevcuttur. Osmanlı düzeninde devletten para alan hiçbir tarikat, tekke, zaviye bulunmazdı vakfiye tarzında inananların bağışlar ile hayatlarını sürdüren bu kurumlar büyük dahilerin dergahlarda yetişmesiyle bulundukları döneme dama vuran kurumlar olmuştur. Anadolu’dan sonra rumeli Derviş Gaziler ile türkleşmesi, bayındırlaşması ve şehirleşmesi hep Hoca Ahmet Yesevi ekolünü devam ettiren Horasan erenlerinin bir gayret çaba ve özverisiyle olmuştur.

CEVAP VER