8 Maddede Usta Yönetmen Lütfi Akad

1909

19-29 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Modern’de, “Türkiye Sinemasında Ustalar: Lütfi Akad” adı sergiye binaen ustanın 10 filmi gösterilecek.

İstanbul Modern Sanat Müzesinin sitesinden programın ayrıntılarına bakmak mümkün. Biz de bu vesileyle Lütfi Akad’ı ve onun sanat hayatını hatırlayalım.

#1 Sinemacılar döneminin öncüsü olan Lütfi Akad, bu sektöre Damga adlı filmin birkaç sahnesini çekerek başlamıştır.

Türk sinema tarihini 6 dönemde inceleyen Nijat Özön ve Giovanni Scognamillo, sinemacılar dönemini 1950-1970 yılları arasında alırlar ve Lütfi Akadı da bu dönemin öncüsü olarak değerlendirirler çünkü Akad, sinemayı bir sanat dalı olarak görüp ona göre filmler çekmiş ve hemen her filminde seyirciye olan saygısını gösterip sanatçı sorumluluğunu yerine getirmiş bir yönetmendir. Peki, Lütfi Akad sinemaya nasıl başlamıştır? Esasında Akad’ın sinemaya başlaması bilinçli bir tercih değildir. Akad, orta öğretimini Galatasaray Lisesi’nde tamamladıktan sonra yüksek öğrenimini Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu’nda yapmıştır. Okulunu bitirdikten sonra da Sema, Lale ve Erman Film kurumlarında muhasebecilik ve prodüksiyon amirliği yapmıştır. Erman Film’de çalışırken Seyfi Havaeri’nin yarım bıraktığı Damga adlı filmin son birkaç sahnesini çekmiş ve böylece sinemaya ilk adımını atmıştır.

#2 Akad, 1949’da Vurun Kahpeye adlı filmi çekmiştir.

Başarısı Hürrem Erman tarafından fark edilince, Erman çekmeyi planladığı Vurun Kahpeye filmini ona çektirmiştir (1949). Film; aydın, çağdaş bir kadın öğretmenin Kurtuluş Savaşı sırasında bir köyde öğretmenlik yaptığı sırada gerici, yobaz güruh tarafından uğratıldığı iftira sonucunda halk tarafından linç edilmesini anlatan Halide Edip romanı uyarlamasıdır. Lütfi Akad, daha ilk filminde sinemasal anlatımı ve etkili sahneleriyle dikkat çekmiştir. Bu başarısında kültür birikimi, gözlem yeteneği ve izlediği kaliteli yabancı filmlerin etkisi büyüktür.

#3 Vurun Kahpeye’yi ticari filmler izlemiştir.

Daha sonra sırasıyla Lüküs Hayat, Tahir ile Zühre ve Arzu ile Kamber filmlerini çekmiştir. Tahir ile Zühre ve Arzu ile Kamber ticari amaçlı çekilmiş aşk filmleridir. 1952’de senaryo yazarı Osman Seden’le çalışmaya başlamış ve dokuz film yönetmiştir. Osman Seden’le çektiği ilk filmler Kanun Namına ve Öldüren Şehir’dir. Bu filmler, konuları girift vaka olan heyecan verici sahneler barındıran filmlerdir. Öldüren Şehir ile ilgili çekim tekniğini Akad’ın kendi ağzından dinleyelim:

“Bir kere siyah-beyazın en gelişmiş ilk filmini vermiş olduk Öldüren Şehir’le… Kriton’un kamera çalışması burada çok önemlidir ve filmin dekorlarını da ben çizdim… Ve şöyle bir yöntem geliştirdim. Derinliğine bir dekor kurduk. Oyuncuları dekorun ağzına aldık. Arkada plastik mekân kaldı. Yani, filmi dekorun içinde çekmedik. O zaman, ister istemez derinliğine bir mizansen zorunluluğu ortaya çıktı.”[1]

[irp posts=”22874″ name=”Bittiğinde İnsanı Durup Düşündüren 8 Türk Filmi”]

#4 Akad’a göre, bazen bir cümleden bir film çıkar. Hem bir cümlenin ilk akla gelen anlamıyla doğrudan bir film çekilse bu işte bir sakatlık vardır.

Bu derinlemesine sahne çekimini Akad başka filmlerinde de kullanmış ve sade anlatım dilini böylece ortaya koyabilmiştir. Lütfi Akad bu filmlerden sonra Bulgar Sadık, Vahşi Bir Kız Sevdim, Kardeş Kurşunu ve Görünmeyen Adam İstanbul’da adlı dört tane film çekmiştir 1954’te fakat bu filmler onun filmografisinde önemli yer tutacak filmler değildir. Ancak 1955’te çektiği Beyaz Mendil adlı film ile istediği tarza geri dönmüştür. Bu Yaşar Kemal’in bir öyküsüne dayanan, uyarlama bir filmdir. Akad’a göre sinemada edebiyat uyarlaması doğrudan tercüme olarak algılanmamalıdır. Bazen bir cümleden bir film çıkar. Hem bir cümlenin ilk akla gelen anlamıyla doğrudan bir film çekilse bu işte bir sakatlık vardır.[2] Beyaz Mendil’den sonra bir dizi film çekmiştir Akad fakat bunların da sadece ismini vermekle yetineceğim: Meçhul Kadın, Kalbimin Şarkısı, Ak Altın, Kara Talih, Meyhanecinin Kızı, Ana Kucağı, Cilalı İbonun Çilesi, Zümrüt, Yalnızlar Rıhtımı, Yangın Var… Belki Yalnızlar Rıhtımı tüm bu filmlerden ayrılabilir çünkü görüntü estetiği –her ne kadar Lütfi Akad bunu kabul etmese de- Fransız Şairane Gerçekçilik akımı içindeki filmleri çağrıştırmaktadır. Daha sonra üç güzel film görüyoruz Akad’dan: Dişi Kurt, Sessiz Harp ve Üç Tekerlekli Bisiklet. Ve böylece ilk dönemini kapatıyoruz Lütfi Akad’ın.

#5 Tanrı’nın Bağışı Orman adlı belgesel ile Akad’ın ikinci dönemi başlar. Bu dönem Akad’ın “sinema yaptığı” dönemidir.

Üç Tekerlekli Bisiklet filminin çekimleri sürerken Akad, Tarım Bakanlığı Orman Genel Müdürlüğü’nden ormanın yararlarını anlatan bir belgesel filmi çekme teklifi alır ve senaryoda yapacağı değişiklikleri kabul etmeleri şartı ile belgeseli çekmeye karar verir. Tanrı’nın Bağışı Orman adlı bu belgesel Akad’ın yeni dönemini başlatmıştır. Akad, ilk dönemini film yapma dönemi olarak tanımlarken bundan sonraki dönemini sinema yapma dönemi olarak kodlar: “Şimdi sinema yapma dönemine geliniyor. Buraya kadar dil meselesi olarak ne varsa hepsini denedim. Her filmi bir sonraki film için müsvedde olmak üzere yapılmış çalışmalardı. Şimdi Hudutların Kanunu ile bir acayip şey başlıyor. Bir yeni dönem başlıyor.”[3]

#6 Akad’ı üçlemeleri ile anabileceğimiz bu dönemde O, toplumsal gerçekçi filmler yapmaya başlar.

Akad’ın ikinci döneminde dikkat çeken bir nokta da bu dönemde üçlemeler yapmasıdır. Hudutların Kanunu, Ana ve Kızılırmak-Karakoyun filmleri bilinçli yapılmasa da sonradan ‘Köy Üçlemesi’ olarak adlandırılmıştır. Daha sonra da Kent Üçlemesi(İmkânsız Aşklar) ve Göç Üçlemesini de göreceğiz. Hudutların Kanunu(1966) filmine geri dönersek, Şükran Kuyucak Esen filmle ilgili şunları söyler:

“İnsan ilişkileri ve yaşam koşulları bakımından gerçekçi olan Hudutların Kanunu, yönetmenin de belirttiği üzere devlet ve fert ilişkileri açısından gerçek dışıdır. Bu da sansür endişesi nedeniyle böyle ele alınmıştır. Film hem eleştirmenler tarafından çok beğenilmiş, hem de çok iyi ‘iş’ yapmıştır. Kaçakçılığa ekonomik açıdan yaklaşması ve yöre halkının günlük yaşamını çok başarılı biçimde ele alması, anlatacaklarını yalın bir sinema diliyle sergileyip çözüm önermemesi, bu filmin en belirgin ve üstün özellikleridir.”[4]

Bu alıntının önemli olduğunu düşünüyorum çünkü toplumsal gerçekçi filmlere örnek olarak verilebilecek bir filmdir Hudutların Kanunu. Esasında bundan sonra göreceğimiz çoğu film de bu eksendedir.

#7 Akad, köy üçlemesinden sonra kent üçlemesi yapar.

Kent üçlemesinin ilk filmi ise Vesikalı Yârim’dir. İmkânsız Aşklar Üçlemesi de denen üçlemenin en güzel filmidir aynı zamanda. Kader Böyle İstedi ve Seninle Ölmek İstiyorum adlı filmler de üçlemenin diğer filmleridir. Daha sonra da Vesikalı Yârim ve Üç Tekerlekli Bisiklet filmleriyle birlikte birer başyapıt olarak görülen Irmak filmini görüyoruz Akad’ın.

#8 Ve Göç üçlemesi…

Son olarak göç üçlemesine değinmek istiyorum. Sırasıyla Gelin, Düğün ve Diyet adlı bu filmler Türk sinemasının klasikleri içinde yer alan başarılı ve tutarlı, aynı zamanda da sinemasal yönden de başarılı filmlerdir. Üç filmde de Yeşilçam sinemasında görmeye alışkın olduğumuz Hülya Koçyiğit’i görüyoruz. Üçlemenin ilk filmi Gelin, Türk sinemasının kadına bakış açısında da bir devrim yaratmıştır. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse; Yozgat’tan İstanbul’un kenar semtlerinden birine göç eden geniş ailenin yeni mekânlarında tutunma savaşımı anlatılır. Bakkal yerine market açmak için para biriktiren baba, oğlunu hastalığından kurtarmak için ameliyat olmasını isteyen anne… Sonunda çocuk market açılmadan ölür. Anne Meryem evden kaçar ve bir fabrikada çalışmaya başlar. Karısının haklı olduğunu anlayan baba da onunla birlikte fabrikada çalışmaya karar verir.

1973’te çekilen Düğün filmi ise Urfa’dan İstanbul’a göç etmiş bir aileyi ele alır. Ailenin üyesi her çeşit işte çalışır. Sonradan da büyük ağabeyleri tarafından küçük kızlarının başlık parasına satılmak istenmesi ve İstanbul’un yaşam koşullarına ayak uyulamaması aileyi perişan eder. Ailenin bütünlüğünü korumak için abla, ağabeye karşı tavır takınır. Böylece, hayata yeniden daha güvenle başlayacaklardır.

Üçlemenin son filmi 1974 yapımı Diyet adlı filmdir. Fabrikada çalışan karı kocadan, kadın sendikalaşmayı kocası ise tersini savunur. Sonra adam bir gün makineye kolunu kaptırır ve gerçeği görür. Fakat gerçeği görmesi için diyetini ödemesi gerekmiştir. Bu film, daha sloganımsı bir film olduğu için üçlemenin diğer filmlerine göre daha zayıftır. Aynı zamanda Akad’ın son sinema filmidir Diyet. Daha sonra TRT Kurumu adına çektiği filmleri saymazsak elbette.

[1] Onaran, Alim Şerif, Lütfi Ö. Akad s.54, Afa Yayınları, 1990, İstanbul

[2] Kayalı, Kurtuluş, Yönetmenler Çerçevesinde Türk Sineması, s.139, Ayyıldız Yayınları, Ankara, 1994

[3] Onaran, Alim Şerif, Lütfi Ö. Akad s.120, Afa Yayınları, İstanbul, 1990

[4] Kuyucak Esen, Şükran, Türk Sinemasının Kilometre Taşları, s. 92, Agora Kitaplığı, İstanbul, 2010

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here