60 Tane Daha Önce Görülmemiş Fotoğraflarla Atatürk

3936

1 Kasım’da saltanat lağvedildi. Tekerrürün böylesi, tarihin fıtratında var demek ki.” demişti geçenlerde Yılmaz Özdil. Hepimizin unutmaması gereken tek şey varsa o da; geçmişte 1 Kasım’da gerçekleştirilen bu sonucun, bir anda olmadığı gerçeğidir. Herşey süreç meselesidir. Değişim bir anda olmamaktadır. Bir yol katetmesi gerekmektedir. Ve bizler de gelişmeler ne olursa olsun, umutları söndürmeden, kararlı bir şekilde o yolda yürümeyi sürdürmeliyiz. Çünkü karşı taraf da kendi yolunda yürümekte. Ve kim pes edip yürümekten vazgeçerse, diğer taraf ilerlemiş olacaktır. Sanıyormuyuz ki Atatürk‘e inanan onca insan, geçmişte pes edip inançlarını kaybetti? Eğer ki Atatürk‘ü yarı yolda bıraksalardı, tüm o başarılar kazanılabilecek miydi? Atatürk de sonuç itibariyle etten kemikten bir insandı. Sadece sonuna kadar “kendinden emin” ve “tam kararlılık” içerisinde yolunda ilerleyen birisiydi. Aynı onun gibi, inandığımız yolda, durmadan, yürümeliyiz. Çünkü karşı taraf da durmuyor. Çok hırslı bir algı mimarlığı söz konusu. Onlar bu kadar büyük bir hırsla bu oyunu oynamayı sürdürürken, bize pes edip, umutsuzluğa kapılıp, kötü senaryo kurguları içinde karamsarlığa kapılmak yakışmaz. En başta Atatürk‘e ayıp olur bu. İşte bu güzel insanı, tam da böyle bir günde, daha önce nadir olarak karşımıza çıkmış 60 güzel fotoğrafıyla anıp, zihnimizi tazelememiz için, cümleler biterken, fotoğraflar konuşmaya başlıyor…

#1 18 Ekim 1936 Ankara Hipodrom

sonbisey_atat%C3%BCrk_01

#2 Haziran 1938 Savarona

sonbisey_atat%C3%BCrk_02

#3 Kız lisesi öğrencileri ile Gazi Orman Çiftliği’nde 1934, Ankara..

sonbisey_atat%C3%BCrk_03

#4 Atatürk kitap okurken

sonbisey_atat%C3%BCrk_04

#5 Beylerbeyi Sarayında Atatürk

sonbisey_atat%C3%BCrk_05

#6 Atatürk ve arkadaşları

sonbisey_atat%C3%BCrk_06

#7 1 Temmuz 1935 – İstanbul

sonbisey_atat%C3%BCrk_07

#8 Edirne Atatürk Selimiye Ziyaretinde, 1930

sonbisey_atat%C3%BCrk_08

#9 1 Temmuz 1935 – İstanbul

sonbisey_atat%C3%BCrk_09

#10 Atatürk dinleniyor

sonbisey_atat%C3%BCrk_10

#11 Atatürk İngiltere Kralı VIII. Edward ile 1936

sonbisey_atat%C3%BCrk_11

#12 Ankara, 22 Mart 1922 Atatürk’ün katıldığı Nevruz Töreni

sonbisey_atat%C3%BCrk_12

#13 A.O.Ç DE 14 Temmuz 1929

sonbisey_atat%C3%BCrk_13

#14 Atatürk Venizelos ile Meclis çıkışında 29 Ekim 1930, Ankara

sonbisey_atat%C3%BCrk_14

#15 Edirne, 1930

sonbisey_atat%C3%BCrk_15

#16 13 Nisan 1934 Atatürk ve beraberindekiler Bergama ziyaretinde

sonbisey_atat%C3%BCrk_16

#17 Ankara’dan hareket ederken manevi kızı Ülkü ile vedalaşıyor. ANKARA GAR, 1934

sonbisey_atat%C3%BCrk_17

#18 Her zamanki gibi çok şık.

sonbisey_atat%C3%BCrk_18

#19 1937 Trakya Manevraları. Tavla oynarken.

sonbisey_atat%C3%BCrk_19

#20 Orman Çiftliğinde 1929

sonbisey_atat%C3%BCrk_20

#21 Antalya gezisinde, 8 Mart 1930

sonbisey_atat%C3%BCrk_21

#22 Malatya Atatürk Evi Girişi. İlk Malatya valisi ile birlikte.

sonbisey_atat%C3%BCrk_22

#23 Atatürk ve Alman Mimar Gross

sonbisey_atat%C3%BCrk_23

#24 Atatürk’ün Nazilli ziyareti, 9 Ekim 1937

sonbisey_atat%C3%BCrk_24

#25 14 Kasım 1937 Malatya Gar

sonbisey_atat%C3%BCrk_25

#26 21 Eylül 1931 Kazım Özalp’ın oğlunun sünnet düğününde

sonbisey_atat%C3%BCrk_26

#27 Karadeniz Vapuru’nda Sergi Hakkındaki Düşüncelerini Yazarken: Bandırma – 13 Haziran 1926.

sonbisey_atat%C3%BCrk_27

#28 Afet İnan Hanım, Salih Bozok, Rüştü Akın Paşa, İsmet İnönü, Ali Çetinkaya, ATATÜRK’le beraber..

sonbisey_atat%C3%BCrk_28

#29 Atatürk öğrencilerle

sonbisey_atat%C3%BCrk_29

#30 Diyarbakır 16 Kasım 1937

sonbisey_atat%C3%BCrk_30

#31 Salih Bozok, Rüştü Akın Paşa, İsmet İnönü, Ali Çetinkaya, ATATÜRK’le beraber

sonbisey_atat%C3%BCrk_31

#32 4 Haziran 1932 Ankara Gar

sonbisey_atat%C3%BCrk_32

#33 23 Nisan 1929 Çocuk Esirgeme Kurumu’nun Ankara Palas’taki çayında

sonbisey_atat%C3%BCrk_33

#34 1937 Maden-Ergani Gezisinden

sonbisey_atat%C3%BCrk_34

#35 Her zamanki gibi çok asil

sonbisey_atat%C3%BCrk_35

#36 Atatürk sığırtmaç Mustafa ile

sonbisey_atat%C3%BCrk_36

#37 6 Temmuz 1931 Orman Çiftliği

sonbisey_atat%C3%BCrk_37

#38 6 Haziran 1929 Etimesgut köyü Ankara

sonbisey_atat%C3%BCrk_38

#39 Soldan sağa : Ali Fethi Okyar, Salih Bozok, Atatürk ve manevi kızı Rukiye Hanım, Kılıç Ali

sonbisey_atat%C3%BCrk_39

#40 Aralık 1930 Yalova

sonbisey_atat%C3%BCrk_40

#41 Erkek lisesi öğrencileri ile 18 Kasım 1930 Kayseri

sonbisey_atat%C3%BCrk_41

#42 İran Şahı’nın ziyareti 17 Haziran 1934 – ANKARA

sonbisey_atat%C3%BCrk_42

#43 Hakimiyet-i Milliye matbaasının makinelerini incelerken

sonbisey_atat%C3%BCrk_43

#44 10 Şubat 1933 İstanbul Arkeoloji müzesinde eserler hakkında bilgi alırken

sonbisey_atat%C3%BCrk_44

#45 24 ARALIK 1930 Edirne Öğretmen okulu Öğretmen ve Öğrencileri ile

sonbisey_atat%C3%BCrk_45

#46 Atatürk Alacahöyük buluntularını incelerken (1935)

sonbisey_atat%C3%BCrk_46

#47 Her zamanki gibi sanata gerekli değeri veriyorken…

sonbisey_atat%C3%BCrk_47

#48 Sivas Lisesi’nde Geometri ders verirken – 13 Kasım 1937

sonbisey_atat%C3%BCrk_48

#49 Atatürk öğrencilerle

sonbisey_atat%C3%BCrk_49

#50 Ege Vapuru

sonbisey_atat%C3%BCrk_50

#51 Diyarbakır, 1917 Soldan sağa: Fuat Bulca, Atatürk, Alman topçu danışmanı Von Berk, manevi oglu Abdürrahim Tuncak

sonbisey_atat%C3%BCrk_51

#52 Çok sevdiği köpeği Fox ile.

sonbisey_atat%C3%BCrk_52

#53 Ruhi Soyer ve eşinin düğününde.

sonbisey_atat%C3%BCrk_53

#54 İstanbul – Sirkeci Bahçekapı’da ayakkabılarını yaptırdığı Altın Çizme’den çıkarken, 5 Eylül 1934.

sonbisey_atat%C3%BCrk_54

#55 Diyarbakır, Ergani, 15 Kasım 1937

sonbisey_atat%C3%BCrk_55

#56 Atatürk, Şah Rıza, Fahrettin Altay ve İsmet Paşa-İzmir 1934

sonbisey_atat%C3%BCrk_56

#57 Ankara – 1934

sonbisey_atat%C3%BCrk_57

#58 Gazi Orman Çiftliği’nde. 14 Temmuz 1929

sonbisey_atat%C3%BCrk_58

#59 Ertuğrul Yatı’nda deniz yarışlarını izlerken, 1937

sonbisey_atat%C3%BCrk_59

#60 17 Ocak 1929. Atatürk Manevi kızı Nebil’nin evlenmesi nedeniyle Ankara Palas’ta yapılan balo

sonbisey_atat%C3%BCrk_60

 

Nutuk 1

Burada, pek önemli olan, bir noktayı da belirtmeli ve açıklamalıyım. Ulus ve ordu, padişah ve halifenin hainliğinden haberi olmadığı gibi o makama ve o makamda bulunana karşı yüzyılların kökleştirdiği din ve gelenek bağlarıyla uyumlu ve sâdık. Ulus ve ordu kurtuluş yolu düşünürken kuşaktan kuşağa geçen bu alışkanlıkla kendinden evvel yüce hilâfet ve saltanat makamının kurtuluş ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halife ve padişahsız kurtulmanın anlamını kavrama yeteneği yok… Bu inanca aykırı, görüş ve düşünceleri açığa vuracakların vay haline. Derhal dinsiz, vatansız, hain, istenmez olur.

Nutuk 2

Efendiler, bu durum karşısında bir, tek bir karar vardı. O da ulusal egemenliğe dayalı, kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!

Nutuk 3

Bu kararın dayandığı en kuvvetli düşünüş ve mantık şu idi:
Ya bağımsızlık ya ölüm!

Esas; Türk milletinin haysiyetli ve onurlu bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlığa sahip olmakla sağlanabilir. Ne kadar zengin ve refah içinde olursa olsun bağımsızlıktan yoksun bir ulusa, uygar insanlık, uşaklıktan üstün bir nitelik yakıştırmaz.
Yabancı bir devletin koruma ve kayırmasını kabul etmek insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü miskinliği benimsemekten başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine hiç olasılık yoktur.
Halbuki Türkün değeri ve onuru ve yeteneği çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet tutsak yaşamaktansa yok olsun daha iyidir.
Bundan ötürü, ya bağımsızlık ya ölüm!
İşte gerçek kurtuluş isteyenlerin parolası bu olacaktı.
Bir an için, bu kararın uygulanmasında başarısızlığa düşüleceğini varsayalım!
Ne olacaktı? Tutsaklık!
Peki Efendim. Öbür kararlara uyulması halinde sonuç bunun aynı değil miydi?
Şu farkla ki, bağımsızlığı için ölümü göze alan ulus, insanlık değer ve onurunun gereği olan bütün özveriyi yapmakla övünür ve doğaldır ki tutsaklık zincirini kendi eliyle boynuna geçiren uyuşuk, onursuz bir ulusa oranla dost ve düşman gözündeki yeri başka olur.

Nutuk 4

Bir ulus varlığını ve bağımsızlığını sağlayıp korumak için akla gelebilecek her girişimi ve özveriyi bulunduktan sonra başarılı olur. Ya başaramazsa demek, o milletin ölmüş olduğunu kabul etmek demektir. Öyleyse millet, yaşadıkça ve özverili girişimlerini sürdürdükçe başarısızlık söz konusu olamaz.

Bir Cevap Yazın