2 Gün Önce “Daha İyi Bir Dünyada Görüşmek Üzere Hoşçakalın” Diyen Levent Kırca’yı Bugün Kaybettik

2289

Çok değil, daha 2 gün önce, kendisine onur ödülü verilen, fakat hastalığı nedeniyle katılamadığı törene, oğlu Oğulcan Kırca ile yolladığı dokunaklı mektubunun bir kısmını paylaştığımız usta mizahçı, büyük tiyatrocu Levent Kırca‘yı kaybetmiş olduğumuzu üzülerek paylaşıyorum. Yazının en sonunda mektubunun tamamını okuyabilirsiniz.

Her daim, işlerine sivri muhalefetini eklemekten geri durmayan Levent Kırca‘nın, son zamanlarda ekranlarda yükselişe geçen engellenişinden de gözlemleyebileceğimiz üzere, varlığından kurtulabilinmenin tek yolu da, anca ölerek aramızdan ayrılmasıydı belki de. Bu sebeple kim bilir, sevenlerinin, ne kadar klişe de olsa “bu sefer güldürmedi, keşke şaka olsa” diyebileceği bu hoşnutsuz haber, belki de Türkiye isimli masaldaki iktidar isimli canavarın ve bu canavarın destekçisi kişilerin yüzlerinde gizli bir tebessüme neden olmuştur. Yani bir anlamda, bu sefer sevenlerini güldürmedi ama, son hareketiyle sevmeyenlerini güldürebilmiş olabilir. Masal bu ya, her an herşey olabilir nasıl olsa…
Kendisiyle yapılan son röportajlarda “ölümden korkmadığını, gözlerini kapattığında gönlünün rahat edeceğini, gençlerin yaşamasını istediğini, kendisinin hayatla olan maçının ortada olduğunu, herkes bana dua etsin gibi lafları sevmediğini” dile getiren Levent Kırca; karaciğer kanseri olduğu için kemoterapi tedavisi gördüğü Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi’nde gece saat 02:40’ta, 67 yaşında hayata gözlerini yummuştur.

Onu her zaman, ünlü tv programı Olacak O Kadar‘ın güzel şarkısının girişinde söylediği, yani bir anlamda öğüt olarak sayabileceğimiz “Aç Gözünü…” sözleriyle hatırlayalım. Onun skeçlerinin yayınlandığı, o daha özgür tv anlayışının olduğu zamanlara rastgelmiş olmayı şans olarak gördüm, şimdi düşününce. Şimdinin nesline sunulan şeyler ortada. Bu tarz benim, Survivor falan…

Yolun açık olsun Levent Kırca…

Ayrıca;

Geçtiğimiz ay Ayşe Arman ile yaptığı uzun röportajı okuyabilir,

20 yıl önce yaptığı ve (malesef) adeta günümüze nokta atışı yaptığı tv skecini izleyebilir,

# Demokrasi Apartmanı – Levent Kırca

 

# Fatih Altaylı’nın konuğu olarak katıldığı olaylı Teke Tek programını izleyebilir,

 

# ARŞİV ODASI isimli programın Levent Kırca’ya özel yayınlanmış bölümünü izleyebilir,

 

#Ve de 2 gün önce yazdığı mektubunu okuyabilirsiniz. Kim bilebilirdi ki bu sitemkar mektubun, Levent Kırca’nın vasiyeti olacağını;

 

“1974’de trt ile girdim hayatınıza. O günden bu yana baya bir zamanınızı aldım. 41 yıl… teşekkür ederim size, anılarınızda bana yer açtığınız için.

Hayatımda sayısız ödül aldım. Renk renk, biçim biçim. Altından olup da bir şey ifade etmeyeni de var, tenekeden olup da paha biçilmezi de. Aldığım ilk bir kaç ödülü çalışma masamın üstüne koydum. Çalışacak yer kalmayınca camlı bir dolaba koydum. Dolap isyan edince odamı onlara tahsis ettim. Evi istila ettiklerinde ise sokakta kaldım.

Arada bir onları ziyaret ettiğimde hiç dertleri olmadığını gördüm. Üzerlerindeki toza rağmen şikayet edeni yoktu. Hepsi yerini biliyordu. Birbirlerine saygılılardı. Hiç kavga etmediler. Birbirlerini yemediler. Bir arada mutlu mesut geçindiler. Altından da olsalar, tenekeden de olsalar, hepsi birer ödüldü. Hepsi eşitti.

İki kardeş bir çorap yüzünden kavga edebilirler. Ama komşunun çocuğu sorun çıkardığında iki kardeş birlik olur. Ev sahibi ile kiracı arasında problem olduğunda, bina yıkılacaksa birlik olurlar. O öbürünün tepesinden halı sarkıttığında kavga eden komşular, mahalle maçlarında birlik olur. Hacısı, ateisti takımı gol attığında sarılır, ağlarlar. Düşman ülke sana savaş açtığında ülke birlik olur. Toprağım dediğin adamın her işine koşarsın. Memlekette yüzünü bile görmek istemediğin, başka şehirde canın, memleketlin olur. Toprak aynı toprak, biraz tozlu, biraz killi. Su aynı su, biraz berrak, biraz kireçli. İnsan olarak birbirimizi sahiplenmek, birleşebilmek için uzaylıların dünyayı istila etmesi mi gerekir?

Güzellikler paylaştıkça değerlenir, kötülükler çoğaldıkça kanıksanır.

Geçmişlerimiz ve benim jenerasyonumdaki insanlar için, eskiler her zaman daha güzel gelmiştir insana. Daha sağlıklı, daha diri, daha dertsiz gelmiştir. daha adaletli, daha umutlu gelmiştir.

Eski zamanlar; “ah o eski zamanlardır”..

Bu mektubumu sizlere ülkemizin değerli bir film festivali olan, 5. bodrum film festivali vesilesiyle yazıyorum. O yüzden benim için yeri çok ayrı olan bir yönetmenden alıntı yapmakta sakınca görmüyorum. Woody Allen’ın Midnight in Paris filminde zaman atlamaları vardır. Film günümüzde başlar, basit ama fantastik bir yöntemle sürekli geçmişe gider. Filmde o geçmiş dönemler içerisinde Ernest Hemingway, Dali, Picasso, T.S. Elliot, Edgar Dega, Luis Bunuel gibi önemi tartışılmaz insanlara rastlarız. Hepsi, hangi dönemde yaşıyor olurlarsa olsun, kendi geçmişlerinin her zaman daha iyi olduğunu ve ona özlem duyduklarını belirtirler. Hepsinin ağzından “ahh, o eski zamanlar” cümlesini bir kez duyarız. Filmin ana önermesi ise sonunda en güzel ânın, içinde bulunduğun, yaşadığın an olduğunu belirtir.

Yaşadığımız şuan..

Şuan.. Elinizden yaşam boyu onur ödülünü alıyorum. Ödül vermek onore etmektir. Almaksa onore olmak. Düşünüp, cesaret edip, bir şeyi hayata geçirdiğinizde, birileri için değer görüyorsa, sizi ödüllendirirler. Bunun karşılığı maddi karşılığından büyüktür. O işiniz için ödül alırsınız. Yaşam boyu onur ödülü ise, Yaşamda yaptıklarınızın, varlığınızın ya da amacınızın top yekün mükafatlandırılması gibidir. Bu ödülün anlamı benim için çok büyük.

Bu ödülü de eve götüreceğim. Ama diğer ödüllerin arasında baş köşeye koymayacağım. Ödülsen ödüllüğünü bil. Diğerleri neredeyse oraya, yanlarına koyacağım. O da onlarla birlikte tozlanacak. Onlardan biri olacak. Yaşam boyu onur ödülü de olsan, cumhuriyet altını da olsan, kimseye ayrı gayrı yapamam. Diğerleri tozlu raflarda dururken, sana saray şeklinde dolap yapmayacağım. Çünkü ödül de olsan, sana hak ettiğin anlamı veren içinde bulunduğu dolabın büyüklüğü ya da şekli değil, bizim sana verdiğimiz değerdir.

İster misin şimdi böyle dedim diye, bu ödül beni mahkemeye versin?

Güzel şeyler paylaşabildiysek sizinle, ne mutlu bana. Benim jenerasyonumda bir insan çabalarının meyvesini görememe durumuna mı üzülmeli, yoksa daha kötülerini yaşamayacak olduğu için teselli mi bulmalı şuan bilemiyorum.

Yine Woody allen, “bir yönetmenin en büyük hatası, bu kötü senaryoyu çekerek adam ederim demesidir” der. Siz de yönetmensiniz. Ailenizi yöneten, işinizi yöneten.. Etrafınızı yöneten. “Şu an”, yöneten. Birlik verip bu senaryoyu değiştirin ki, filminiz de iyi olsun.

Dik durun.. Adil olun, sabırlı olun, enerjinizin sirayet etmesine müsaade edin. Daha iyi bir dünyada görüşmek ümidiyle. Atatürk’le kalın, Cumhuriyetle kalın, Hoşçakalın!!”

 

Siz Bu Konu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?